HAYVAN&HUKUK

bu sayfada hayvan hakları mevzuatı yer almaktadır. her hayvan hakları savunucusunun mutlaka haberdar olması, hayvan haklarını gereği gibi savunabilmek için mutlaka bilmesi ve en az bir kez okuması gereken kanun, yönetmelik, talimat, genelge ve bilumum hukuki metinlerin linkleri:
Hayvanları Koruma Kanununda Değişikliğe Dair Kanun Tasarısı
Hayvanları Koruma Kanunu
HAYVAN HAKLARI İHLALLERİ, ŞİKAYET DİLEKÇELERİ, ŞİKAYET MAKAMLARI

HAYVAN DENEYİ YÖNETMELİĞİ

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ÖNEMLİ: Altta yer almakta olan bu metin bu blog'da "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasının tamamını içermektedir. 2010 yılından itibaren yazarı olduğu ekşisözlük’te ve kendisine ait bu blog’da, earthlings nick’ini kullanmakta olan earthlings tarafından tam kaynak belirtilerek daha geniş kitleye ulaşarak toplumsal bilinci artırmak amacıyla kısım kısım olarak entry veya yazı şeklinde alıntılanmıştır. Tüm hakları mahfuzdur, sözlük ve blog'da earthlings müstear adını (nickini) kullanan gerçek kişiye aittir. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DİPLOMAM:


HAYVAN KORUMA GÜNÜ – 4 EKİM

Canlılar dünyası- insanlardan, bitkilerden ve hayvanlardan oluşur. Hayvanlar duyu ve hareket yetenekleri olan canlılardır. Hayvan dostları il kez İngiltere’de 1822 yılında bir araya geldiler. Hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranması ve hayvanların daha iyi koşullarda beslenme ve korunmalarını sağlamak amacıyla HAYVANLARI KORUMA BİRLİĞİNİ kurdular. Ülkemizde Hayvanları Koruma Derneği 1908 yılında kuruldu. Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda’nın başkenti Lahey’de  DÜNYA HAYVANLARI KORUNMA FEDERASYONUNU oluşturdular. 1931 yılında bu kuruluş 4 Ekimi HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ ilan etti.

HAYVANLARI KORUMANIN ÖNEMİ

Hayvanlar korunmaya muhtaç varlıklar olmaları hasebiyle bilinçli varlıklar olan bizler tarafından korunmalıdırlar. Hayvanların korunmasının tam olarak ve gerektiği gibi sağlanabilmesi için yetkili makamlar tarafından kanun, kararname, yönetmelikler çıkarılmalı, bunların çıkarılmasıyla yetinilmeyerek gerçek anlamda uygulanabilmeleri sağlanmalı, bu mevzuata uyulmaması ağır yaptırımlara bağlanmalıdır. Hayvanların korunmasının önemi halka açık ve net olarak anlatılmalı, bu alanda yetkili makamlar olan belediyelerin seminerler, paneller, konferanslar yoluyla halkın bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır. Bu alanda yazılı ve görsel medyanın da rolünün büyüklüğü, çoğu zaman halk üzerinde belirleyici etken olduğu unsuru varlığı yadsınamaz bir gerçektir. Hayvanları korumaya yönelik hukuki düzenlemelerin yanı sıra, insanın hayvanlardan üstün olduğu, üst konuma yerleştirildiği, bu nedenle hayvanların korumasız bırakıldığı, eziyet etmenin, kötü davranmanın, aç susuz bırakmanın doğru bir davranış gibi görülüp takdir eden geleneksel anlayışın yanlışlığı anlatılarak, hayvanların da insanlar gibi ekosistemin bir parçası oldukları, insanların hayvandan üst varlıklar olmadığı, bilakis, eşit varlıklar olduğu, hayvanların da insanlar kadar yaşama hakkı olduğu, hayvanların sevilmesi, korunması ve yaşam haklarına saygı duyulması gerektiği, hayvanların yaşam hakkının sağlanması ve korunmasının önemi anlatılarak bu yeni modern anlayışın halkın bilincinde yerleştirilmesi sağlanarak, geleneksel anlayışın yerini bu modern anlayışın alması temin edilerek, hayvan korumada büyük aşama kaydedileceği açıkça ortadadır.

HAYVAN KORUMA KANUNU VE HAYVAN HAKLARI MEVZUATI

Hayvan korumda hukukun çok önemli bir yer kapsadığı bilinen bir gerçektir. Hayvanlara karşı eziyetin, işkencenin, sahipli hayvanların bakımsız bırakılmasının, sahipsiz hayvanların katledilmesinin ve genel olarak hayvanlara karşı her türlü insan dışı davranışın hukuki yaptırıma bağlanması amacıyla daha önceki uygulamada son derece yetersiz kalan Çevre Kanununun yerine, büyük bir hukuki boşluk doldurularak 24 Haziran 2004 tarihinde kabul edilen, Resmi Gazete ile Neşir ve İlanı: 01 Temmuz 2004 tarihli 5199 sayılı HAYVAN KORUMA KANUNU çıkarıldı.

Bu kanunun amacı, Genel Hükümler kısmında da yer aldığı üzere hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.

Kanun aynı zamanda amacının doğrultusunda düzenlemelerin yapılmasını, önlemlerin alınmasını, denetim, sınırlama ve yükümlülükleri, uygulanacak cezai yaptırımları belirler.

Yine kanunun 4. maddesinde belirtilen ilkelere göz atarsak bunlardan ilkinin “Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir” ilkesi olduğunu görürüz. Bu ilkenin önemine binaen Türkiye’de bu ilkeye uygun davranılması ve hayvanlara yaşam hakkının tanınması hususunun önemli bir yer kapsadığını görürüz. Özellikle, son yıllarda görsel ve yazılı medya aracılığıyla sahipli ve sahipsiz hayvanlara işkence edildiğini, öldürüldüğünü, aç susuz bırakılarak bu yaşam hakkının esirgendiğine şahit olunmaktadır. Örnek olarak, görsel medyada yer aldıktan sonra büyük tepkilere neden olan, farkındalığın artmasına katkıda bulunan, hatta çevre ve hayvan konusunun Yeni Anayasa Taslağında 131. maddede düzenlenerek Türk Hukuk Tarihinde ilk kez bir Anayasa’da yer almasına sebebiyet veren bir olayı gösterebiliriz.

Örnek 1: 24.08.2007 tarihinde Yedisu ilçesinden geçen Peri suyu Sorik mevkiinde serinlemek için nehre giren yavru ayı çevrede piknik yapan işçi oldukları belirlenen üç kişi tarafından ucu sivri sopa ve taşlarla dövülerek öldürüldü. Şahıslar daha sonra arı kovanlarına ve küçükbaş hayvanlarına saldırdıkları için daha önce de 9 ayıya saldırarak öldürdüklerini itiraf ettiler.
Bu hayvanların avlanması ve vurulması nesli tükenmekte olan memeliler grubuna ait olmaları hasebiyle yasaktır. Bu yönüyle de bu ayının işkence edilerek öldürülmesi hayvan hakları mevzuatına bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır. Hayvan Koruma Kanunun 4. maddesinde yer alan “Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması esastır” ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Olayla ilgili Orman eski Bakanı Osman Pepe ayının öldürülmesini büyük üzüntüyle izlediğini ve arı kovanlarına ve küçükbaş hayvanlarına zarar verdikleri için ayıların öldürülmesinin doğru olmadığını, zarara uğrayan vatandaşların bakanlığa başvuruda bulunması halinde bu zararlarının uygulama gereği tazmin edileceğini ifade etti. Bu olaydan da görüleceği üzere hayvan koruma hususunda halkın bilinç düzeyinin son derece aşağıdadır. Bu durum da yukarıda belirilen halkın bilinç düzeyinin artırılması çabalarının hukuki düzenlemelerin uygulanabilmesi açısından önemli olduğunu göstermektedir.

H.K.K. 4. maddede yer alan diğer iki ilke “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir” ve “Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muameleden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır” ilkesinin uygulanmasında da çok büyük güçlükler yaşanmaktadır.

Bu noktada bu iki ilkeye ve H.K.K. Koruma Tedbirleri bölümünde yer alan madde 5 fıkra 3.deki düzenlemelere aykırılıklarda söz etmek gerekmektedir.

İlk olarak, hayvan satan ticari kurumların, özellikle, Petshopların bu maddeye aykırı olarak, satmak amacıyla mağazalarında bulundurdukları hayvanların bakımını gerektiği gibi sağlamamakta, bu hayvanları oldukça kötü koşullarda bulundurmaktadırlar. Bu da kanunla belirlendiği şekilde eğitim programlarına katılarak sertifika alma yükümlülüklerini yerine getirmediklerinin göstergesidir.
Bu mağazalarda hayvanlar kanunla belirtildiği gibi doğalarının gerektirdiği koşullarda değil, çok küçük kafeslerde ve üst üste yığılmış şekilde bulundurulmaktadırlar. Özellikle, sadece maddi kazanç ve menfaatlerini göz önünde bulundurmakta ve son derece hassas yapıdaki, dikkatli bakım gerektiren hayvanları mesela tavşanları, bunların bakımını sağlayamayacak küçük yaştaki, bu sorumluluğu üstlenemeyecek bilinç düzeyindeki kişilere satmaktadırlar. Bilindiği gibi bu hayvanlar maalesef, alındıktan kısa süre sonra ölmektedirler. Yine, H.K.K. madde 5te belirtildiği gibi bir hayvanı sahiplenmeden önce bakımının gerektirdiği yaygın eğitim programına katılarak bir hayvanı sahiplenilmesinden bu koşullarda söz bile edilememektedir. Hayvan Koruma Kanunu gereği, devletten bu hizmetleri karşılığında maddi destek alan gönüllü şahıs ve kuruluşların, Hayvan Koruma derneklerinin, resmi kurumların, belediyelerin, il idarelerinin bakılmakta olan sahipli hayvanların işkence gördükleri, aç susuz ve bakımsız bırakıldıkları, yaşam haklarının sınırlandırıldıkları ve bu gibi hayvan koruma kanununa aykırılık oluşturacak durumlarda söz konusu hayvan sahibine yaptırım uygulanmakla birlikte hayvanın da sahibinin elinden kurtarılarak bu durumlar için öngörülen hukuki sürecin işletilmesi ve hayvanın barınağa verilmesinin temin edilmesi gerekmektedir. Günümüz koşullarında bu düzenlemenin de teoride kaldığının ve uygulamaya geçilmediğini, hayvan sahiplerinin takip edilmediğini ve bu şekilde sahipli hayvanların yaşam haklarının tehlikeye atıldığı açıkça ortadadır. Halbuki, özellikle, bilinç düzeyi ve farkındalığı yüksek bir toplum oluşturulmak, toplumun hayvan hakları konusunda eğitim verilmek suretiyle bilgilendirilmesinin sağlanması yoluyla, bu durumların ihbar edilmesi sağlanabilir, bu şekilde söz konusu bu hayvanlar kurtarılarak kanun gereği yaptırımlar uygulanabilir, kanunun öngördüğü düzenlemeler hayata geçirilebilir. İkinci olarak, internetin çok geniş bir kesimde yaygın olarak kullanılması hasebiyle bu yolla da yukarıda sözü edilen durumdaki hayvanlar tespit edilebilir, takip edilerek, kurtarılabilir. Örneğin, bu durumdan sorumlu olan şahıs ve kurumlardan yetkili ve ilgililerin hayvan sitelerine üye olunmak suretiyle buradaki forumlarda gerçekleştirilen konuşmalar takip edilebilir, gerektiği zaman irtibata geçilerek hayvanlarına işkence eden, şiddet uygulayan, bakımını sağlamayan, aç susuz bırakarak hayvan koruma kanunu ile düzenlenmiş hayvan haklarını ihlal eden şahıslar belirlenerek, bu kişilerin forum yöneticisinden ilgili makamlar adına İP adresleri alınarak hukuk yoluna gidilebilir ve hayvanları ellerinden alınmak suretiyle yaşamları kurtarılabilir. Bu hususun önemi çok açıktır. Zira, aşağıda belirteceğim örnekte de görüleceği üzere, bu şekilde bir takip son derece verimli sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Örnek 2: Bir hayvan sitesinde yine yukarıda sakıncalarından söz ettiğim petshopların sezgin olmayan, küçük çocuklara sorumluluklarını üstlenemeyeceği hayvanları satması ve bunun H.K.K. madde 5, fıkra 1 deki düzenelemye açıkça aykırı olduğu, bu yaştaki çocukların hayvan edinmeden önce bu hayvanın bakımı ile ilgili eğitim programına katılarak sertifika alamayacağı kolayca anlaşılır bir durumdur. Bu hayvan sitelerinde yaptığım araştırma sonucunda özellikle, hassas, bakıma muhtaç, narin hayvanlar olan tavşanların satın alındıktan kısa bir süre sonra öldükleri, hastalanan hayvanların tedavi için gerekli kuruluşlara götürülmeyerek ölüme terk edildikleri, çoğunlukla aç ve susuz bırakıldıkları için yaşamlarını yitirdikleri, hasta hayvanlarını veterinere götürmeyerek, internet sitelerinde kulaktan dolma bilgilerle kendi başlarına tedavi etmeye çalıştıkları, işkence uyguladıkları, bakımı hakkında kanunda belirtildiği gibi eğitim almadan bilgisizliklerine rağmen hayvan edindikleri için yanlış beslenme koşulları yüzünden kaybedildikleri, üzerine basılarak, kapı arasında sıkıştırılarak, v.b. şekillerde ihmal ve kasten öldürdüklerine yönelik önemli verilere ulaştım. İnternette bir hayvan sitesinde muhtemelen ilkokul veya ortaokul düzeyinde bir çocuğun edindiği yavru tavşanı sırf yatağına çıktığı ve çiş yaptığı için duvara fırlattığı, bir diğer gün ise, yavru tavşanı incelemek için eline aldığını tavşanın yere düşerek bacaklarını kaybettiği, büyük acılar çektiği ve çığlık atmakta olduğuna yönelik yazılarını okudum. Bu tür hayvan haklarına aykırı durumların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik önlemler almak, ortaya çıkmış olan durumların H.K.K. da öngörülen hukuki çözümler aracılığıyla giderilmesini sağlamak hem yargı, hem de yürütme organlarının görevleri arasındadır. Yine kanun kapsamında Petshopların denetiminin sıklaştırılması, küçük yaşta çocuklara hayvan satışının sınırlandırılması, H.K.K. 5. madde, 1, 2, 3, 4 fıkralardaki hükümlerin uygulanmasının tam ve gereği gibi gerçekleştirilmesi gerekmektedir.


SAHİPSİZ HAYVANLARIN KORUNMASI

H.K.K. 6. madde bu konuyu düzenlemiştir. H.K.K. 6. madde, 1. fıkra: Sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen hükümler dışında öldürülmeleri yasaktır. Kanunla düzenlenen bu maddenin de günümüzde tam olarak uygulandığını söyleyemeyiz. Özellikle, kanunla kendilerine hayvan koruma yükümlülüğü verilmiş olan idari kurumların, bilhassa belediyelerin başıboş sokak köpeklerini toplu olarak zehirleme ve diğer insanlık dışı yöntemlerle öldürdükleri bilinen bir gerçektir. Bu durumlara karşı her ne kadar hayvan severler bireysel ve/veya kurumsal olarak tepki gösterseler de, bu vahşetin önü maalesef, tam olarak alınabilmiş değildir. Bu durumda da yine yukarıda sözü edilen eğitim, farkındalık ve bilinç eksikliğinin söz konusu olduğunu, bu gibi üzücü, hayvan koruma kanunu ve yaşam hakkına saygı ile bağdaşmayan sonuçların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu olumsuz sonuçların yanı sıra olumlu, sevindirici gelişmelerin de yaşandığı takip edilmektedir. Örneğin, son dönemlerde birçok belediyenin kanunla kendilerine verilmiş asli görevleri olan hayvanların korunması, özellikle sahipsiz hayvanların korunması “Aşılat Yaşat” projesiyle hayata geçirilmektedir. Şöyle ki, son dönemlerde başıboş sahipsiz köpekler belediyelerin ilgili birimleri ve yine kanunla öngörülen H.K.K. 17. maddenin gereği olarak, Hayvan Koruma Gönüllüleri aracılığıyla kliniklerde kısırlaştırılmakta, aşılatılarak, kulaklarına bu işlemlerin yapıldığını gösterir küpe takılmak suretiyle toplandıkları bölgelere geri götürülmektedirler. Bu şekilde, bu işlemlerin yapıldığı köpeğin sağlıklı, çevre ve insan için tehlike oluşturmadığı belirtilmektedir. Bu yolla da söz konusu bu başıboş, sahipsiz sokak hayvanlarına karşı toplumda var olan antipati ve korku giderilmekte, aynı zamanda özellikle köpeklerin yılda binin üstünde yavru verdikleri göz önüne alınırsa, sahipsiz hayvanların artışının önü alınmaktadır. Sahipsiz köpek ve diğer sokak hayvanlarının belediyeler ve yetkili kurumlar ile anlaşmalı dernekler aracılığıyla her hangi bir veteriner kliniğine getirilmesi durumunda söz konusu bu veteriner kliniklerinin görevlilerinin hasta hayvana ücretsiz müdahale ve yukarıda sözü edilen kısırlaştırma ve aşılatma işlemlerini ücretsiz olarak gerçekleştirmek gibi yükümlülükleri vardır.
H.K.K. 14. maddede düzenlenen bir diğer konu da yasaklardır. Hayvanlarla ilgili yasaklardan ilki madde 14, fıkra 1, a. bendinde yer almaktadır:  Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.

 Uygulamada bu hükme aykırı davranışlara verilen cezaların hem nitelik ve nicelik olarak son derece yetersiz olmasına rağmen her halükarda uygulanabilmesi açısından önemlidir. Bu madde hükmünün uygulandığı hukuka aykırılıklara örnek olarak Türkiye’de maalesef çok yaygın olan kumar suçu ile ilintili bahisle hayvan dövüştürme verilebilir. Çok sık olarak görülen hayvan dövüştürmelere bu madde ile getirilen düzenlemelere aykırı olarak oldukça kötü koşullarda barındırılan ve dövüştürülerek eziyet ve işkence edilen kümes hayvanları ve köpeklerin dövüştürülmeleri örnek olarak verilebilir. Bu dövüştürmelerde para karşılığında bahis oynatılarak hayvanlar bir birilerini öldürmek üzere yetiştirilmekte ve dövüş alanında bu hayvanlar bir birilerinin üzerine kışkırtılarak dövüştürülmektedirler. Bu dövüş sonucunda çoğu zaman her iki hayvan da hayatını kaybetmektedir. Uygulamada bu madde hükmüne aykırı olarak hayvan dövüştürenler gerekli cezaya tabi tutulmaktadırlar. Örneğin, Zonguldak 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Zonguldak’ta hayvan dövüştürerek kumar oynatan kişiye 1 aylık hapis cezası verilmiştir. H.K.K.da öngörülen hayvanlara karşı gerçekleştirilen hukuka aykırı davranışların Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilerek çoğunlukla idari para cezası ve de cüzi miktarlarda, kesinlikle caydırıcı olmayan idari para cezalarının müeyyide olarak öngörülmüş olması hasebiyle bu tür suçların azalmasına ve tedricen ortadan kalkmasına her ne kadar etkisiz olsa da en azından cezalandırılabilir olması bakımından olumludur.

Bu madde ile düzenlenen konunun önemine rağmen yine çok fazla uygulanamayan maddelerden olduğu görülmektedir. Şöyle ki, yukarıda da değinildiği üzere, hayvan sahiplerinin söz konusu bu maddeye aykırı olarak, hayvanlarına kötü davrandığı, ihmal ettiği ve bakımını sağlamadığı çoğu kez görsel ve yazılı basın aracılığıyla ortaya çıkmaktadır. Ancak, Türkiye’de hayvan haklarına gerektiği kadar değer verilmediği, bu alanın önemsiz olarak addedildiği bilinene bir gerçektir, çoğu zaman, “Her şey düzeldi de, bir tek hayvan hakları mı kaldı” şeklinde hem halk, hem de yetkili ve ilgili kurumlar tarafından ifade edilmekte ve böylece de bu alanın hem halk, hem de ilgili ve yetkili kurumlar tarafından nasıl algılandığı açıkça görülmektedir. Bu geleneksel ve yanlış algının değişmesi ile hayvan hakları alanında da belirgin ilerlemeler ve gelişmeler olacaktır. Bu madde ile ilgili olarak, dikkat edilmesi gereken, bu maddenin uygulanabilir olmama nedenini açıklayan bir husus da şudur, bu madde ile yasaklanan söz konusu davranışların nasıl takip edileceği, nasıl ortaya çıkarılacağı ve tam olarak kimler tarafından bu görevin yerine yetirileceği açıkça belirtilmemiştir. Teoride hayvan hakları derneklerinin ve halkın bu tür olayları ve davranışları takip ederek, bu tür durumlarla karşılaştıklarında ortaya çıkarma, ilgili ve yetkili idari kurum ve kuruluşlara ihbar etme gibi bir hak ve yükümlülükleri varsa da, yine uygulamada bunun istenildiği düzeyde gerçekleşmediği, bu teorinin uygulamada pek mümkün olmadığı görülmektedir.

H.K.K. madde 14, fıkra 1, c bendi: Hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.

Bu madde ile de yine eğitimli ve hayvan konusunda bilgili şahısların hayvan satımı ile uğraşması öngörülse de uygulamada buna çok da dikkat edilmediği açıktır. Nitekim, yukarıda da ayrıntılı olarak, sözünü ettiğimiz üzere, kanunla bu maddeden de anlaşılacağı üzere eğitimli ve bilgili kişiler tarafından hayvan satışının gerçekleştirilmesi konusunun düzenlenmesine, hayvan satışının ehil kişilerce gerçekleştirilmesinin vurgulanmasına ve hayvan satışının böylece koşula bağlanmasına rağmen, hayvan satışında yetkili kişilerin ve kurumların, özellikle, petshopların bu madde ile öngörülen bu nitelikleri taşımadığı ve uygulamalarından da anlaşıldığı üzere bu koşulları ihlal ederek, bu maddeye açıkça aykırı davrandıkları yukarıda tarafımdan belirtilen örneklerden de anlaşılmaktadır.

H.K.K. madde 14, fıkra 1, d bendi: Ev ve süs hayvanlarını on altı yaşından küçüklere satmak: Bu madde ile yine, korunmaya muhtaç, hassas, bakıma ve ilgiye muhtaç, bakımı, barınması ve beslenmesi büyük sorumluluk gerektiren hayvanların-evcil hayvanların bilinçli, sezgin, sorumluluk üstlenebilecek şahıslara satılması gerektiği düzenlenmiştir. Bu madde ile düzenlenen bu konunun tamamen teoride kaldığı, petshopların yukarıda da açıklandığı üzere C. bendine aykırı olarak eğitimli ve bilgili şahıslarca kurulmamasının bir sonucu olarak, bu petshoplarda çalışanların bu niteliklerden yoksun olması sebebiyle, bu maddenin d bendi ile öngörülen koşulların ihlal edilerek, bu bende de aykırılığın ortaya çıktığı tarafımdan yapılan araştırmada tespit edilmiştir. Şöyle ki, bu araştırmamada, söz konusu bu eğitimsiz ve bilgisiz petshoplar tarafından bu maddenin D. bendi ile yasaklanmasına rağmen on altı yaşından küçüklere hayvan satışının yapıldığı, 8, 9, 10 yaşlarındaki küçük çocuklara bile hayvan satışının yapıldığı, bu bilinçsiz, sezgin olmayan, küçük çocukların da bir hayvanın sorumluluğunu üstlenmesi söz konusu bile olamayacağından, bakımsızlık, ihmal, aç ve susuz bırakma suretiyle ölümüne sebebiyet verdikleri, bu küçük yaşlardaki çocukların algı yoksunluğu nedeniyle şiddete zaman zaman eğilimli oldukları ve hayvanlarına işkence, eziyet ettikleri, sakatladıkları, bilerek, isteyerek öldürdükleri sonuçlarına ulaştım. Yukarıda da belirttiğim bir örnekte olduğu gibi, bir çocuğun yavru tavşanını sırf yatağına çıkarak çiş yaptığı için duvara fırlattığını, bir başka gün ise yavru tavşanı incelerken yere düşürerek patilerini kırdığını, bir diğer örnekte yavru tavşanın kapı arasında sıkıştırılarak ezilerek öldürüldüğünü, bir başka olayda, tavşanın üzerine basılmak suretiyle ölümüne sebebiyet verildiğini, bir diğer olayda ise yavru tavşanını bilinçsizlik, bilgisizlik ve bakıma dair bilgi yoksunluğu nedeniyle yanlış besleyerek öldürüldüğünü okudum. Bu gibi veriler maalesef, çoğaltılabilir.

H.K.K. HAYVAN KORUMA YÖNETİMİ

H.K.K. 15. MADDE: İL HAYVANLARI KORUMA KURULU:

Bu madde ile kanunda belirlenmiş olan kurallara aykırılık halinde hayvanların korunması, hayvanların korunmasının hangi yetkili kurumlar tarafından gerçekleştirileceği hususu  düzenlenmiştir.
H.K.K. madde 15: Her ilde il ayvanları koruma kurulu, valinin başkanlığında, sadece hayvanların korunması ve mevcut sorunları ile çözümlerine yönelik olmak üzere toplanır.
Bu maddenin devamında bu toplantılara kimlerin katılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

H.K.K. MAADE 16: İL HAYVANLARI KORUMA KURULUNUN GÖREVLERİ

Bu madde ile hayvanları koruma kurulunun hayvanların korunması, sorunları tespit etmesi ve çözümlerini karara bağlamakla ilgili görevleri düzenlenmiştir. Bu maddenin a, b ve c bentlerinde hayvanları koruma kurulunun Kanunla kendisine verilen görevleri yerine getirmek, hayvanların korunmasına ilişkin sorunları belirleyerek, çözüm tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık, on yıllık plan ve projeler hazırlamak, hazırlanan uygulama programlarının uygulanmasını sağlamak ve sonuçtan Bakanlığa bilgi vermek gibi görevleri düzenlenmiştir.

D. bendinde ise, hayvanların korunması ile ilgili olarak çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki faaliyetlerini izlemek, yönlendirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak görevi öngörülmüştür.

E. bendi: İlde kurulacak olan hayvan bakımevleri ve hayvan hastanelerini desteklemek, geliştirmek ve gerekli önlemleri almak görevi vardır.

Bu madde ile hayvan koruma kuruluna verilen görev uygulanabilir olması açısından da dikkat çekmektedir. Hayvan bakımevlerine ve hayvan hastanelerine artan ihtiyaca binaen ortaya çıkan gereksinim son derece belirgindir. Özellikle, metropollerde bu ihtiyaç daha da artmaktadır. Bu ihtiyacın bu madde uyarınca yapılandırılacak hastane ve bakımevleri aracılığıyla büyük bir bölümü karşılanacaktır. Oluşturulacak ve geliştirilecek olan bu hastanelerin özel kliniklere oranla daha uygun ücretlerle, çoğu zaman ücretsiz olarak hizmet vermeleri yine bu kanunun amacına uygun olacaktır. Hali hazırdaki uygulama resmi kliniklerde, hayvan sağlığı merkezlerinde evcil hayvanlara yapılacak olan kuduz aşılarının ücretsiz olarak gerçekleştirilmesi, bu işlem dolayısıyla kesinlikle ücret talep edilmememsi yönündedir. Büyük şehirlerde hayvan sağlığı merkezlerinin, hayvan hastanelerinin ve hayvan bakımevlerinin son dönemde Hayvan Koruma Kanununun yasalaştığı 2004 yılından itibaren oldukça geniş bir alanda ve sıklıkla resmi kurumlar tarafından yapılandırılması bu kanunun bu maddesinin diğer maddelere göre daha fazla uygulandığını göstermektedir. Söz konusu bu hayvan sağlık merkezlerinin sayısındaki artış kanunun her alanda ve daha fazla uygulanabileceğine dair umut ortaya çıkarmaktadır ve bu yönüyle hayvan sağlığında atılan adımlar sevindiricidir.

H.K.K. F BENDİ: Yerel hayvan koruma gönüllülerinin müracaatlarını değerlendirmek.

Bu noktada hayvan koruma gönüllülerinin önemi açıkça görülmektedir. Şöyle ki, gönüllülük esası üzere, maddi beklenti içinde olmadan, tamamen insani duygularla ve sosyal sorumluluk kapsamında hayvan korumada görev almak isteyen vatandaşların müracaatlarını değerlendirerek uygun bulunanların usulüne göre, yine denetimden vazgeçmeden, sürekli denetimle yükümlü olarak hayvan korumada görevlendirilmesi hayvanları koruma kurulunun başlıca görevleri arasında sayılmıştır. H.K.K. 4. madde, 1. fıkra, d bendine göre de hayvanları koruma kurulu bu görevle H.K.K. ilkeleri gereği yükümlüdür.

H.K.K. 4. MADDE, 1. FIKRA, D BENDİ:

Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insani ve vicdani sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır.

Bu ilke uyarınca ve de yukarıda da belirtilen 16. madde, 1. fıkra, d. bendine uygun olarak sahipsiz hayvanların, yani kanundaki tanımıyla, barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanların her hangi bir maddi beklenti içinde olmaksızın sırf insani duygularla sahipsiz hayvanlara ve güçten düşmüş hayvanlara sahip çıkılarak bakılmasının sağlanması amacıyla kurula başvuruda bulunan gerçek veya tüzel kişilerin müracaatlarını değerlendiren kurul bu iki madde uyarınca gerekli koşulların taşınılıyor olması halinde her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür.

Bu kapsamda değinilmesi gereken bir husus da yine yukarıda belirtilen H.K.K. madde 4, fıkra 1, d bendi ve H.K.K. madde 16, fıkra 1, f bendi uyarınca sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların bakımını hayvanları koruma kurulu tarafından verilen destekle sağlayan ilgili gerçek kişi veya tüzel kişiler bu sahipsiz hayvanların H.K.K. madde 3 kapsamında tanımı yapılan kontrollü hayvan kategorisine geçmesini temin edecektir. Şöyle ki, söz konusu bu durumda hayvanın bakımını üstlenen şahıs, bu sahipsiz kategorisindeki hayvanları sorumluluklarını ve bakımını üstlenerek daha iyi konumdaki bir kategoriye Kontrollü Hayvan kategorisine geçirecektir.

H.K.K. 3. MADDE, 1 FIKRA, J BENDİ:

Kontrollü Hayvan: Bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları, periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve süs hayvanlarıdır.

H.K.K. madde 3. fıkra 1. bent j, H.K.K. madde 4. fıkra 1. bent d ve H.K.K. madde 16. fıkra 1. f bendi bir arada değerlendirildiğinde, bu üç maddede yapılan düzenlemeler gereği, öncelikle görevlerinin arasında hayvan koruma da bulunan resmi kurumlar olarak, belediyelerin, büyük şehir belediyelerinin, tüzel kişiler olarak çeşitli hayvan koruma derneklerinin ve gerçek kişiler olarak halktan hayvan koruma gönüllülerinin kanunla düzenlenen görevleri yerine yetirme yükümlülükleri vardır.

H.K.K. MADDE 17: Bu madde söz konusu bu hayvan koruma gönüllülerinin görevlerini ve bu kanun hükümlerine uyulup uyulmadığının denetim yetkisini düzenler. Buna göre, bu denetim yetkisi Bakanlığa aittir. Bakanlık gerekli durumlarda bu yetkisini mahalli en üst mülki amire yetki devri suretiyle devredebilir. Yine yerel yönetimlerin yetki alanı kapsamında ev ve süs hayvanları ile sahipsiz hayvanların kayıt altına alınması ile ilgili işlemleri yapma yükümlülüğü de vardır.

Bu madde hükmünün uygulanmasına dair bir örnek olarak ekte de tam olarak bulunan Çevre Bakanlığının yazısı verilebilir. Bu Bakanlık yazısına göre, ilgili şahsın petshopların gerektiği gibi denetiminin yapılmadığı gerekçesiyle yapmış olduğu şikayet dilekçesinin incelenerek gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılabilmesi için yetki devrinin gerçekleştiği söz konusudur. H.K.K madde 17. fıkra 1 uyarınca, kanun hükümlerine uyulup uyulmadığının denetiminin yapılması yetkisi Bakanlıktadır. Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda bu denetim yetkisini mahalli en büyük mülki amire yetki devrine uygun olarak usulüne uygun bir şekilde devredebilir. Ayrıca, “Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği madde 4. de Bakanlığın yetki devri yapması ve denetim yapacak elemanın tanımı hususlarını düzenlemektedir.
H.K.D.U.Y. madde 4: “5159 sayılı Kanunda belirtilen denetimleri yapmaya ve bu kanun çerçevesinde kabahat teşkil eden fiilleri işleyenler hakkında işlem yapmaya, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ve/veya mahalli en büyük mülki amirince görevlendirilen personel” şeklindedir.

Yukarıdaki örnekte yer alan Bakanlık yazısında şikayetlerin daha çabuk sonuçlandırılması amacıyla yukarıdaki maddelere uygun olarak yetkilendirilmiş bulunan İl Çevre ve Orman Müdürlüklerine iletilmesi bildirilmektedir.

Bu husus ta uygulamada H.K.K hükümlerine uygun davranılıp davranılmadığının denetiminin gecikmeksizin yapılabilmesi hususunda gerçekleştirilen yetki devri bağlamında önemli bir adımdır. Böylece kanun hükümlerine uyulup uyulmadığının denetimi söz konusu yetki devrine dayanarak şikayetin yapıldığı yerdeki en büyük mülki amirlikçe yapılacağından hayvan korumada da önemli iyileştirmeler olacaktır, sorunlar çok kısa bir sürede tespit edilerek çok hızlı bir şekilde çözüme bağlanabilecektir ve de bu şekilde kanun amacına ulaşmış olacaktır.


H.K.K. MADDE 18: YEREL HAYVAN KORUMA GÖNÜLLÜLERİNİN SORUMLULUKLARINI DÜZENLER.

Bu maddeye göre, özellikle kedi ve köpek gibi sahipsiz hayvanların kendi mekanlarında, bulundukları bölgede yaşamaları sorumluluğunu üstlenen gönüllü kişilere YEREL HAYVAN KORUMA GÖREVLİSİ adı verilir. Bu görevlilerden olumsuz faaliyetleri tespit edilen kişilerin yetki belgeleri iptal edilir. Bu madde kapsamının değerlendirilmesi durumunda, bu görevlilerin daha önce de sözü edilen sahipsiz hayvanların kısırlaştırılması, aşılarının yapılması, aşıları yapılan bu hayvanların kulaklarına bu işlemlerin yapıldığını ve bu nedenle çevre için kuduz, v.b. hastalıkları taşıma riskinin bulunmadığını göstermek amacıyla küpe takılmak suretiyle markalanarak kayıt altına alınması işlemlerinin yapılması ve eğitilerek sahiplendirilmeye çalışılması faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için bakımevlerine gönderilmesini temin ederler. Buna yönelik faaliyetleri hayvan koruma yetki belgesine uygun olarak yerine getirirler.

H.K.K. MADDE 19: Bu madde hayvanların korunmasının desteklenmesi için mali destek verilmesini düzenler. Buna göre, yukarıda açıklanan tüm faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için yerel yönetim ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlara Bakanlık tarafından uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanır. Bu amaçla Bakanlık bütçesine gerekli ödenek konur. Bu ödeneğin nasıl kullanılacağı ise Maliye Bakanlığının olumlu görüşünün alınmasından sonra Bakanlıkça bir yönetmelik çıkarılarak bu yönetmelikte açık olarak belirlenir.

H.K.K. madde 17, madde 18 ve madde 19 birlikte değerlendirildiğinde hayvan koruma gönüllülerine bu kanun gereğince talepleri doğrultusunda başvurularının incelenerek, gerçekten bu göreve uygun olup olmadıklarına yönelik yapılacak tespitlerden sonra yerel yönetimlerce maddi olarak desteklenmeleri suretiyle hayvan korumada yararlanılması hususu son derece önemlidir. Şöyle ki, yukarıdaki örneklerden de görüldüğü üzere H.K.K.una uygun davranılıp davranılmadığının denetimi Bakanlık ve onun yetki devri ile yetkilendirdiği mahalli en büyük mülki amirin yetki alanındadır. Bu durumda denetimlerin sıkı ve gerektiği gibi yapılabilmesi açısından da hayvan koruma gönüllülerinin önemi açıkça görülmektedir. Hayvan koruma görevlileri hayvan korumada görev alanları ve tanımları içinde bulunan diğer görevlerinin yanı sıra sahipli ve sahipsiz hayvanlara bu kanun hükümlerine göre yasaklanan davranışlarda bulunanların tespiti ve ihbar edilmesi, şikayetlerin yapılması ve özetle kanun hükümlerine uyulup uyulmadığı hususlarında yetkili makamların denetim mekanizmalarını hayata geçirebilmeleri için gerekli olan bilgilendirmelerin yapılması gibi son derece mühim görevleri de vardır. Hayvan koruma gönüllülerinden gerektiği gibi yararlanılması, dernek ve şahıslara bu konuda gerekli desteklerin verilerek H.K.K. un yaptırımının büyük ölçüde sağlanması mümkündür.



H.K.K. CEZAİ HÜKÜMLERİ

H.K.K.a aykırı davranarak bu kanundaki kuralları ihlal etmenin hukuki yaptırımı kanuna aykırı davranarak ihlal eden şahsa idari para cezasının uygulanması şeklindedir. Kanunun hükümlerine aykırılığın cezai yaptırımları yine aynı kanunun 28. maddesinde “Cezalar” başlığı altında düzenlenmiştir. Buna göre, kanunun hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı ile ilgili yasaklara ve yükümlülüklerle ilgili olarak düzenlenen 5. maddesinin 1. 2. 3. ve 6. fıkralarına aykırılığın cezası bir hayvan için elli milyon (elli YTL) liradır. Yukarıda da örneklemesi yapılarak bahsedildiği üzere bu durumda örneğin, madde 5. fıkra 1. e aykırı olarak hayvan bakımı için gerekli eğitimi almadan hayvanı sahiplenen ve bakan şahıs, 3. fıkradaki düzenlemeye aykırı olarak, gerekli eğitimi almadan, eğitim programlarına katılarak sertifika almadan ev ve süs hayvanı satan şahıslar, sadece elli milyon lira (elli YTL) idari para cezası ödeyeceklerdir.

H.K.K. MADDE 5. FIKRA 5: Ticari amaç güdülmeden bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcundan dolayı haczedilemezler.

5159 sayılı H.K.K.un ilk tasarısında bu madde yer almamaktaydı. Bu kanun hayvanların sahiplerinin borcundan dolayı haczedilmesi hususunda her hangi bir düzenleme getirmemekteydi. Ancak, özellikle, haczedilen köpeklerin sahiplerinden ayrıldıktan sonra çok ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı ve yemek yemeyi ret ederek öldükleri görülüyordu. Bu nedenle böyle bir teklif getirildi ve 5. maddenin 5. fıkrası bu şekilde hayvanların sahiplerinin borçlarından dolayı haczedilemeyeceği hususu kanunla düzenlendi. Bu maddenin uygulamasında önemli unsur “Ticari amaç”tır. Bu durumda bu madde ile düzenlemesi gerçekleştirilen hayvanların sahiplerinin borçlarından dolayı haczedilemeyeceği kuralı “Ticari amaç” unsuru ile uygulamada büyük bir kolaylık ve açık bir çözüm getirmektedir. Şöyle ki, yalnızca ticari bir amaç güdülmeksizin bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borçları dolayısıyla haczedilemezler. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, yine sahipli olan, ama ticari bir amaç güdülerek bakılan ev ve süs hayvanları haczedilebilirler. Örneğin, köpek çiftliklerindeki köpekler, petshoplardaki çeşitli ev ve süs hayvanları v.b. sahiplerinin borcu dolayısıyla haczedilebilirler. Çünkü, bu tür hayvanlar ticari amaçla üretilmekte ve yetiştirilmektedirler. Sahipleri ile her hangi bir yakınlaşmanın, duygusal bağın mevcudiyetinden pek söz edilemez. Bu maddenin getirilmesindeki asıl amaç sahiplerine duygusal bağla bağlanmış olan ev ve süs hayvanlarının psikolojik durumunun, yaşam hakkının korunmasıdır.

H.K.K. MADDE 5. FIKRA 5.İN UYGULAMA ALANI VE UYGULAMADA KARŞILŞILAN GÜÇLÜKLER, ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI:

Bu özel hükmün uygulamasında birçok sorunla karşılaşılmakta, birçok güçlük ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, uygulamada haczi mümkün olmayan şeyler haczedilebilmektedir. Kural olarak, borçlunun malvarlığını oluşturan mal, alacak ve hakları alacaklıları tarafından haczedilebilir. Ancak, insani düşüncelerle İ.İ.K. madde 82. ve 83 de borçlunun bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği öngörülmüştür. Buna göre, örneğin, borçlunun kendisi için gerekli elbiseleri, borçlunun mesleği için lüzumlu elbise ve eşyası, vazgeçilmesi mümkün olmayan mutfak takımı gibi malları haczedilemez. Ama uygulamada kanunla insani düşüncelerle yasak getirilen bu tür malların haczedildiği görülmektedir. Bu tür durumlarda yukarıdaki maddelerde açık olarak belirtilen haczedilemeyen malları haczedilen şahıs ilgili icra dairesine yedi gün içinde başvuruda bulunarak şikayet dilekçesi verebilir. H.K.K. madde 5. fıkra 5. ile özel hüküm getirilmiş ve İ.İ.K.n ilgili maddelerinde belirtilen haczedilemeyecek şeyler arasında sayılmayan ev ve süs hayvanlarının da sahibinin borcundan dolayı haczedilemeyeceğine dair özel hüküm getirmiştir. Buna göre, uygulamada, H.K.K. madde 5. fıkra 5.e aykırı olarak ev ve süs hayvanı haczedilen şahıs yedi gün içinde ilgili icra dairesine başvuruda bulunarak şikayet dilekçesi vererek hayvanının üzerindeki haczin kaldırılmasını talep edecektir. Bu noktada önemli unsur, haczin kaldırılması için yedi günlük sürenin geçirilmemesi gerektiğidir. Aksi takdirde, bu şikayet süresinin kaçırılması durumunda ev ve süs hayvanlarının haczedilemeyeceği kuralından söz konusu bu hayvan sahibinin feragat ettiği kabul edilecek ve haczedilemeyen hayvanın üzerindeki haciz yasal hale gelecektir. Bu durumun önlenebilmesi için hayvan sahiplerinin bu hususta bilinçli ve bilgili olması, haklarını arayabilmeleri gerekmektedir. Bu da nacak, görsel ve yazılı basının bu tür konulara yer vermesi ve halkın bilinçlenmesinin sağlanması ile mümkün olacaktır.

Örneğin: 27 Temmuz 2007 tarihli görsel ve yazılı basında geniş yer bulan habere göre, Ankara’da çek borcunu ödeyemeyen şahsın bu borcu nedeniyle çok sevdiği köpeği de haczedildi. Bilindiği üzere, 5159 sayılı kanundan önce, İ.İ.K. madde 82. fıkra 4. bent c.uyarınca,: “Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez” düzenlemesine göre, söz konusu bu maddede sayılan hayvanların dışında kalan her türlü hayvan sahibinin borcu dolayısıyla haczedilebiliyordu. Nitekim, bu olayda da, sahibinin çok sevdiği köpeği maddi değeri olduğu gerekçesiyle ve yukarıda belirtilen madde 82/4. c. ye dayanarak haczedildi. Haczi gerçekleştiren icra memurunun da daha önce inek haczettiğini, ama, ilk kez köpek haczettiğini ifade ederek olayla ilgili şaşkınlığını dile getirdiği de öğrenildi. Söz konusu bu olay 5159 sayılı H.K.K. n çıkarılmasından sonra meydana geldiği için hayvanı haczedilen bu şahsın yedi günlük süre içinde köpeğinin üzerindeki haczin kaldırılması istemiyle şikayet dilekçesi vermesi durumunda bu haciz kaldırılabilirdi. Ama daha önce de belirtildiği üzere halkın H.K.K. konusundaki bilgisizliği nedeniyle bu şahıs da bu yola başvurarak hakkını arayamamıştır. Şikayet yolunun açık olmasına ve hayvanı kanunla düzenlenen bu hükme aykırı olarak haczedilen şahsın şikayet yoluyla haczi kaldırmasının mümkün olmasına rağmen, yine de en doğru olan ve yapılması gereken, hayvan koruma ile ilgili ve yükümlü olan, H.K.K. nu uygulamakla, bu kanuna uygun davranmakla sorumlu olan tüm kamu yetkililerinin, idari kurum ve kuruluşlarının, aynı şekilde, yargı mercilerinin kanuna uygun olarak davranmaları ve “Sahibinin borcundan dolayı ev ve süs hayvanlarının haczedilemeyeceğini” bilerek bu kurala uygun davranmaları ve söz konusu bu hayvanları haczetmemeleridir.

Yukarıdaki örnek olayla ilgili olarak görüşü alınmak üzere başvurulan hukukçu Hikmet Sami Türk’ün açıklaması H.K.K. un ilgili olayla bağlantılı getirmiş olduğu özel hüküm H.K.K. madde 5. fıkra 5. e açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Şöyle ki, söz konusu bu madde oldukça açık biçimde, tereddüde ve yoruma mahal bırakmayacak kadar netlikte bir düzenleme getirmektedir. Buna göre, ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcu dolayısıyla haczedilemeyeceklerdir. Haczedilseler bile borçlu şahsın 7 gün içindeki şikayet dilekçesiyle başvurması halinde İ.İ.K. 82 kapsamında değerlendirilerek söz konusu haczedilen hayvanın üzerindeki haciz kaldırılacaktır. Böyle bir başvurunun bulunmaması halinde haczedilen hayvanın üzerindeki haciz kesinleşecek ve borçlu şahsın haczedilemezlere yönelik hakkından feragat ettiği kabul edilecektir. Hikmet Sami Türk söz konusu olaya yönelik hukuki görüşü alınırken maalesef, H.K.K.madde 5. fıkra 5. de açıkça düzenlenmiş olan bu hükmü görmezden gelen bir açıklama yapmıştır. Hikmet Sami Türk’e göre, söz konusu somut olayda borçlu şahsın borcu dolayısıyla köpeğinin haczedilmesi tamamen yasal ve kanuna uygundur. H.S.Türk’e göre, H.K.K.da hayvanların ticari mal olarak alınıp satılacağı hususu düzenlenmiştir. Hayvanlar ticari mal olarak alınıp satıldığına göre, her ticari mal gibi haczedilebilir. Bu olayda da sahibinin borcu dolayısıyla gerçekleştirilen haciz yerindedir, yasaldır. Bu noktada H.S.Türk’ün hukuki yanılgı içinde olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü, kendisinin de atıfta bulunduğu H.K.K. madde 5. fıkra 5. de hayvanların sahiplerinin borcu dolayısıyla haczedilemeyeceği hususu her hangi bir sözel ve amaçsal yoruma mahal bırakmayacak kadar açıklıkta, net olarak düzenlenmiştir. Her ne kadar H.K.K. 10. maddede hayvanların ticareti ile ilgili bir düzenleme getirilmişse de, bu düzenleme söz konusu madde ile çelişmemektedir. Yani, H.S.Türk’ün tezi hayvanlar H.K.K.ile de ticari mal olarak düzenlendiklerine göre alınıp satılabilen her ticari mal gibi haczedilebilirler şeklindedir ki, bu tamamen H.K.K.madde 5. fıkra 5.e aykırılık oluşturmaktadır. Tam tersine, söz konusu bu maddede sahiplerinin borcu dolayısıyla ev ve süs hayvanları haczedilemezler hükmünün çok önemli belirleyici bir unsuru vardır, bu da eğer söz konusu bu hayvan ticari amaçlı olarak beslenmiyorsa şeklindedir. Buna göre, ticari amaç güdülerek barındırılan hayvanlar örneğin, çiftliklerde üretilen hayvanlar, haczedilebilecektir. Ticari amaç güdülmeksizin bakılan ev ve süs hayvanları ise hiç bir şekilde haczedilemeyeceklerdir. Bu özel hüküm yine hayvan koruma amacına tam olarak uygun bir şekilde ve çok büyük bir ihtiyacı karşılayacak şekilde getirilmiş olup, hayvan korumda atılmış önemli adımlardan biridir. H.K.K.un tam olarak uygulanabildiği kesin çözüm getiren hükümlerinden biridir.

H.K.K. MADDE 28. BENT C. Bu düzenlemeye göre, H.K.K. madde 6. fıkra 1.e aykırı davranarak sahipsiz hayvanları, yani sokaktaki başıboş hayvanları, uygulamada bunların büyük bölümünü köpek ve kediler oluşturmaktadır, öldüren şahıslara hayvan başına 500 milyon lira ( beş yüz YTL) idari para cezası verilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, özellikle belediyelerin sıklıkla bu tür sokak hayvanlarını, kanunun getirdiği tanımla sahipsiz hayvanları toplu olarak itlaf etmesi, yine bu kanunun bu maddesi uyarınca hukuka aykırılık oluşturmaktadır ve idari para cezası uygulamasını gerektirmektedir. Hayvanlara yönelik suçların suç olarak değil kabahat olarak değerlendirilmesi nedeniyle bu madde ile kanuna aykırı olarak hayvanların çeşitli işkence, öldürme, ihmal ve kasıtla bakımsız, beslenmeden yoksuz bırakılarak, tecavüz edilerek v.b. şekillerde öldürülmesi ve eziyet edilmesi sadece idari para cezası ile yaptırım uygulanmaktadır.

Özellikle, çok hassas yapıdaki evcil hayvanlardan olan tavşanların sokakta her türlü düzenlemeye aykırı şekilde niyet tavşancılığı denilen yasal olmayan meslek türünü icra ederken eziyete, işkenceye, bakımsızlığa uğradıkları da bir diğer gerçektir. Tavşanlar yapıları gereği, gürültülü ortamlarda bulunmaması gereken, bu tür ortamlarda bulunmaları halinde strese ve depresyona girebilen, bu nedenle hastalanan hayvanlardır. Ayrıca, tavşanlar güneş ışığından son derece rahatsız olan, gündüz uyuyup gece aktif olan hayvanlardır. Tavşanların bir diğer özelliği de hareketli olmalarıdır, bu yüzden sabit durdurmaksızın sık-sık hareket edebilecekleri alanı temin edilmesi gerektiğidir. Oysaki sokakta niyetçi olarak çalıştırılan tavşanlar bu koşulların tam zıttı olarak, oldukça gürültülü ve aydınlık ortamlarda, uyumaları gereken saatlerde doğalarına aykırı olarak sokaklarda bulundurulmaktadırlar. Aç ve susuz bir şekilde, oldukça kirli bir ortamda bakımsızca çalıştırılmaktadırlar. Bu haliyle de tavşanları doğalarına aykırı olarak, aç susuz bırakarak çalıştıran bu şahıslar H.K.K. madde 15, a ve ı bentlerine aykırı davranmak suretiyle kanun hükümlerini ihlal etmektedirler.


TIP ALANINDA VE KOZMETİK SEKTÖRÜNDE HAYVANLAR ÜZERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DENEYLER


Tavşanların ve diğer hayvanların son derece kötü koşullarda barındırıldığı ve eziyet edildiği diğer alanlar da tıp ve kozmetik sektörüdür.

KOZMETİK SEKTÖRÜNDE HAYVAN DENEYLERİ

Kozmetik sektöründe piyasaya yeni ürün sürmek, ürün geliştirmek adına her yıl yüz binlerce hayvan katledilmektedir. Kozmetik ürünlerin içeriğindeki maddeler genel olarak tavşanlar ve hamster, kobay faresi gibi kemirgenler üzerinde denenmektedir. Bu maddeler zehirlilik, deri ve göz tahrişleri, alerji ve kansere sebep olma açısından çeşitli deneyler yapılarak bu hayvanlar üzerinde test ediliyor. Bu tür deneylerin hayvanlara büyük acılar vermesine, sağlıklarını kısmen veya tam olarak kaybetmelerine ve çoğunlukla ölmelerine sebep olmasına rağmen kamuoyunun gözünden uzak yerlerde yapılması ve genel olarak insanların bu konuda bilinçsiz, duyarsız olması gibi nedenlerle hayvan severlerin yoğun tepkisine rağmen kesintisiz olarak her üç saniyede bir deney hayvanının ölümüne neden olması pahasına devam etmiştir.


HAYVANLAR ÜZERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DENEYLERDE YAPILAN TESTLER

DRAİZE TESTİ

 Bu testte tavşanın veya kemirgenlerin gözlerine test yapılacak madde (şampuan, ruj, çamaşır suyu, deterjan v.b.) sıkılmak veya damlatılmak suretiyle uygulanıyor. Deney yapılan hayvanın gözünü kaşımaması için kafası bir kutuya sıkıştırılıyor. Bu testler çoğu zaman bir kaç kez daha gerçekleştiriliyor. Bazen testi yapanlar araştırma sonucunu etkilememesi koşuluyla anestezi uygulayabiliyorlar. Bu deney sürecinde deney yapılan hayvanın çektiği acının hafifletilmesi için ise kesinlikle her hangi bir ağrıkesici verilmiyor. Bu maddelerin ciddi hasarlara yol açması nedeniyle tavşanlar görme yeteneklerini kaybediyor. Kozmetik sektörünün var olan ürünleri geliştirmek ve piyasaya yeni ürünler sürmek amacıyla her yıl yüz binlerce hayvan görme yeteneğinden yoksun bırakılmakta ve tarifi imkansız acılara maruz kalmaktadırlar.



AKUT ORAL TOKSİSİTE - LD 50 (LETHAL DOS – AĞIR DOZ) TESTİ

Ağız yoluyla Akut LD 50 deyiminden deney hayvanlarına ağız yolu ile bir defada verildiği zaman deney hayvanlarının %50 ini öldüren doz anlaşılır.
Besinlere katılacak katkı maddelerinin toksik değerlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen bu deneylerde deney hayvanlarına öldürücü dozda (LD 50: Lethal Doz: Deney hayvanlarının %50inin ölümüne neden olan doz) katkı maddesi verilir. Doz kısmen azaltılarak cevap sonuç ilişkisi araştırılır. Her dozda deneyde kullanılan hayvanların hücre, doku ve organları incelenerek, karsinojenik, mutajenik, teratojenik ve allerjik etkileri araştırılır. Deney hayvanlarında kusma, kasılma, felç ve iç kanama gibi tipik zehirlenme belirtileri görülür. Öldürücü dozda verilen bu maddeler hayvanların yarısının ölüm sonucunu doğurur ve hayvanlar ölünceye kadar şiddetli şekilde hastalanarak acı çekerler ve yine şiddetli acılar içinde kıvranarak ölürler. Söz konusu bu deneyin tek amacı ne kadar doz miktarının hayvanların ölümü sonucunu doğuracağını öğrenmek olduğu için zehirlenen hayvanların acı çekmesini en azından azaltmak için ağrıkesici vermek veya acısına son vererek acısız bir şekilde öldürmek gibi eylemlere deney sonucunu etkileyeceği düşünülerek başvurulmamaktadır.
ABD Kongresi Teknoloji Değerlendirme Dairesinin (OTA) yaptığı açıklamaya göre, sadece ABD-de her yıl “BİR KAÇ MİLYON” hayvan bu deneyler sonucunda büyük acılar içinde ölmektedirler. Bu LD 50 testinin dışında da hayvanların acı çekerek ölmesine sebep olan akut oral toksisite testleri uygulanmaktadır.

AKUT DERMAL TOKSİSİTE TESTLERİ

Deri yoluyla Akut LD 50 deyimi ile tabir edilen ise, deney hayvanlarına deri yolu ile bir defada verildiği zaman %50 sini öldüren dozdur.

Bu testte deney hayvanlarının, genel olarak tavşanların kürkleri kazınarak ortaya çıkan deriye söz konusu zehirli madde bir defada deneye katılan hayvanların %50 sini öldürecek dozda, yani öldürücü dozda tatbik ediliyor. Tavşanların tahriş olan acıyan yarayı kaşımaları ise yine boyundurukla engelleniyor.

SOLUNUM YOLUYLA LD 50 deyimi ile ifade edilen deney hayvanlarına solunum yoluyla deney hayvanlarının %50 sinin belirli bir süre içinde ölümünü gerçekleşmesine sebep olacak düzeydeki dozdur. Bu testte de söz konusu kimyasal maddenin buharı tavşanlara solutularak zehirlenmeleri sağlanıyor.





HAYVAN DENEYLERİNİN ALTERNATİFLERİ

Yukarıda sayılan testlerin alternatifleri mevcuttur. Canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilen deneylere alternatif olarak üretilmiş olan bir dizi test 27 Nisan 2007 tarihinde bağımsız bir bilimsel danışma komitesi olan Avrupa Alternatif Yöntemlerin Onaylanması Merkezinin (ECVAM) onayından geçmiştir. Bu yöntemlerden ikisi kimyasalların gözleri tahriş edici etkisinin sınanmasında (Draize testi) mezbahalardan elde edilecek hayvan dokusu artıklarının kullanımını önermektedir. Canlı hayvan üzerindeki deri testlerinin yerine kullanılabilecek diğer iki testte de canlı hayvanların üzerinde gerçekleştirilen deri testlerinin yerine yapılabilecek olan hücre kültürlerinden yararlanılabilecektir.

Önemli kozmetik markalarından AVON 1989 yılında EYTEX sentetik maddesi üzerindeki testlerin olumlu sonuç verdiğini belirterek, bu tarihten itibaren hayvan deneyleri yapmamakta ve tüm testlerini bu madde üzerinde gerçekleştirmektedir.



TIP ALANINDA HAYVAN DENEYLERİ

Tıp alanında yüz yıllardır hayvan deneyleri yapılmaktadır. Her ne kadar modern çağda bu hayvan deneylerinin deneyleri gerçekleştirecek kurum ve kuruluşun bünyesinde oluşturulacak “Etik Kurul” önderliğinde, uygun koşullarda yapılması H.K.K. madde 9 ile de öngörülse de, yine de hayvanların yaşam haklarına saygı duyulmayarak insanlar için feda edilebilecek canlılar olarak görülmesi modern çağın koşullarıyla çelişki oluşturmaktadır.


Tıp alanında yapılan hayvan deneylerinin sanıldığı kadar olumlu sonuçlar doğurmadığı ve tıptaki birçok gelişmede katkısı olmadığı yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Tıp bilim adamları artık bir süredir canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilen hayvan deneylerinin yerine gerçekleştirilen ve gerçekleştirilebilecek deneylerinin ortaya çıkarılması gibi bir eğilime yönelmişlerdir. Tıptaki gelişmelerde fazla katkısını olmadığı bilinen bu hayvan deneylerinden artık tıp bilim adamlarının da uzaklaşmasına ve bu deneylerin yerini alabilecek alternatif deneyler aramalarına sebebiyet veren en önemli faktör ise insanlarda görülen hastalıkların kesinlikle hayvanlar üzerinde görülmemesidir. İnsan ve hayvan fizyolojilerinin çok farklı olması nedeniyle de hastalıkların çözümünde yapılan araştırmalarda başvurulan hayvan deneylerinin olumlu sonuç vermediği de artık bilinmektedir. Etik kurulların yapılandırılmasını öngören yönerge ve H.K.K.da da yer aldığı üzere yeni alternatif bir deneyin ortaya çıkması durumunda kesinlikle o alanda hayvan deneylerine başvurulmamalı ve hayvanlardan yararlanılmadan söz konusu yeni deney aracılığıyla araştırmalar gerçekleştirilmelidir. Tıptaki birçok önemli gelişmede hayvan deneylerinin bir katkısı olmamış bu önemli buluşlar canlı hayvan kullanılmadan, canlı hayvanlar üzerinde deneyler gerçekleştirilmeden ortaya çıkmıştır. Örneğin, penisilin, morfin, antiseptikler, yapay solunum gibi önemli hususlar, en önemlisi ise, sigara ile akciğer kanserinin arasındaki doğrusal bağın ortaya çıkması faktörüdür. Bu nedenle, sigaranın akciğer kanserine kesin olarak sebep olduğu faktörüne ve sigara içilmezse akciğer riskine yakalanma şansının minimuma indiği gerçeğine rağmen günümüzde halen bu hastalığın sebeplerinin ortaya çıkarılması ve tedavi yolları aranması için sürdürülen araştırmalarda canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilen hayvan deneylerine başvurulmasının açıkça anlamsız olduğu görülmektedir. İki eşit canlının – insan ve hayvanın yaşam hakları da eşittir. Bu nedenle, diğer canlı türü olan insanın kozmetik, tıp ve diğer zorunlu ve/veya lüks gereksinimleri için, her ne koşulla olursa olsun kendi farkında olan, haz, mutluluk, üzüntü ve acı gibi insanda var olan her türlü duyguyu barındırdığı bilimsel olarak kanıtlanan bir diğer canlı olan hayvanın üzerinde acı çekmesine ve ölmesine sebep olan deneylerin gerçekleştirilmemesi gerekmektedir. Kozmetik ve tıp alanında yoğun olarak başvurulan hayvan deneylerine son verilmesi ve buna yönelik düzenlemeler yapılarak H.K.K madde 9 un iptal edilecek buna yönelik yasakları içeren bir madde öngörülmesi gerekmektedir.


İSTATİSTİKLER


AB laboratuarlarında her otuz saniyede on hayvan çeşitli işkencelerden geçirildikten sonra öldürülmektedir. Buna göre, AB laboratuarlarında her yıl 1000000 (on milyon) hayvan acı çektirilerek öldürülmektedir.
AB ülkeleri içinde hayvan koruma alanında en etkili yasaların bulunduğu İngiltere’de bile her yıl en az 3000000 (üç milyon) hayvan laboratuarlarda öldürülmektedir.

İngiliz hekim ve yazar Dr. Vernon Coleman’ın yaptığı geniş çaptaki araştırmalar hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin değer taşımadığı ve yanıltıcı bilgiler içerdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Avrupa Tıp Dergisinde Dr. Vernon Coleman’ın araştırmaları ve vardığı sonuçlar geniş çaplı olarak yer almaktadır.

Tüm bu veriler ışığında hayvan deneylerinin yapılmasına göz yummayan ve karşı çıkan bilim adamları da mevcuttur. Avrupa’da 600 tıp bilim adamını bünyesinde bulunduran ve 28 ülkede aktif faaliyet gösteren “Deneylerin kaldırılması için uluslararası hekimler birliği” isimli denek hayvanlar üzerinde gerçekleştirilen deneylerin sona erdirilmesini istemektedir. Bu da başlı başına hayvan deneylerinin yapılmasına sadece hayvan severlerin değil, hayvan deneylerinin içeriğini, uygulamasını ve sonuçlarını tam olarak bilen akılcı bilim adamlarının da karşı çıktığını göstermesi açısından son derece önemlidir.

İlaç testlerinde canlı hayvan deneylerine başvurmayan, söz konusu bu testlerde yalnızca insan dokusu ve bilgisayardan yararlanan bir şirket olan Pharmagene Laboratories kurucularından Gordon Baxter’in bu konudaki düşünceleri ise şu şekildedir: “İnsan genleri hakkında bilgi sahibi olduktan sonra tekrar geri dönerek hayvanlar üzerinde deney yapmanın bir anlamı yoktur”.

HAYVAN DENEYLERİNİN SINIRLANMASI, ALTERNATİFLERİNİN BULUNMASI VE UYGULANMASI, TAMAMEN YASAKLANMASI

PETA gibi hayvan severlerin oluşturduğu dernek ve kuruluşların yoğun baskısı ve müşteri tepkisi sonucunda birçok kozmetik, gıda firması ve tıp bilim adamları canlı hayvan deneyleri yerine geliştirilen çeşitli alternatif deneylere başvurmaktadırlar. Buna göre, AVON, ORİFLAME, NIVEA gibi birçok firma hayvan deneylerinden tamamen vazgeçti ve alternatif deney yöntemleri kullanmaya başladı. AB ve ABD’de hayvan deneylerine kanuni yollarla düzenleme getirilmekte, firmalar alternatif deneyleri kullanmaya yönlendirilmektedirler. AB komisyonu ile üreticiler arasında varılan anlaşmaya göre, bu sektörde faaliyette buluna firmalar hayvan deneyi yapmadan geliştirdikleri ürünlerin ambalajına “Hayvan Üzerinde Test Edilmemiştir” yazısı koyacaktır. Bunun dışında, birçok hayvan dostu firma hayvan deneyine başvurmadan geliştirdikleri ürünlerin ambalajına “İşkencesiz” ibaresini düşmektedirler. Ayrıca, bu ürünlerin ambalajında mutlu tavşan amblemi kullanılmaktadır. Hayvanları korumada atılan adımlar bunlarla da sınırlı değil, 2009 Mart ayı itibariyle alternatifi olup olmadığına bakılmaksızın hiç bir firma ürün geliştirmede hayvan deneylerine başvuramayacaktır. Yalnızca bu adımla bile yılda 1,5 milyon hayvanın canlı deneyler olarak kullanılmak suretiyle öldürülmekten kurtulacaktır. Böylece, tüm dünyada canlı hayvanlar üzerinde yapılan deneyleri tamamen yasaklama yolunda ilk ve en önemli adım atılmış olacaktır. Türkiye’de de yukarıda belirtildiği üzere H.K.K. madde 9un iptal edilerek buna uygun olarak yeni düzenlemeler getirmesi gerekmektedir. Türkiye’de de hukuk düzeninde firmalar hayvan deneylerinin alternatiflerine yönlendirecek ve sonuç itibariyle hayvan deneylerini tamamen yasaklayacak hükümler çıkarılmalıdır.
Türkiye’de de bu konuda aktif faaliyet gösteren hukuk ve bilim adamlarının oluşturdukları dernek ve STK lar mevcuttur. Örneğin, İstanbul Barosu avukatlarının oluşturduğu baroya bağlı olarak faaliyet gösteren Hayvan Hakları Komisyonu, HAYTAP gibi kuruluşlar Türkiye’de hayvan hakları alanında önde gelen kuruluşlardır. HAYTAP bünyesinde son dönemde Hayvan Deney Kurulu oluşturulmuştur. Bunun gibi faaliyetler Türkiye’de Hayvan Hakları adına yapılmış sevindirici gelişmelerdir ve H.K.K.un uygulanmasında ve yaptırımının artmasında etkili olmaktadırlar.

23 Mayıs 2005 tarihli, 25823 sayılı Kozmetik Yönetmeliğinin hükümleri arasına hayvan hakları kapsamında son dönemlerde yaşanan gelişmelerin de dikkate alınması suretiyle yeni düzenlemeler yapılarak Hayvan Deneylerinin yasaklanması ve gerçekleştirilecek olan deneylerin canlı hayvan kullanılmadan, alternatif yöntemlere başvurularak yapılmasına yönelik özel hükümler getirilmesi gerekmektedir.

 H.K.K MADDE 9.FIKRA 1. Hayvanlar, bilimsel olmayan teşhis, tedavi ve deneylerde kullanılamazlar.
FIKRA 2. Tıbbi ve bilimsel deneylerin uygulanması ve deneylerin hayvanları koruyacak şekilde yapılması ve deneylerde kullanılacak hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması esastır.
FIKRA 3. Başkaca bir seçenek olmaması halinde, hayvanlar bilimsel çalışmalarda deney hayvanı olarak kullanılabilirler.

Bu maddenin 4. 5. ve 6. fıkraları hayvan deneyleri yapacak kurum ve kuruluşların kendi bünyelerinde kuracakları ETİK KURULU yoluyla deneyleri gerçekleştirebilecekleri, etik kurulların kuruluşunun ve işleyişi ile ilgili hususların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği ve deney hayvanları ile ilgili her türlü husus ve çalışanlarla ilgili her türlü hususun Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği unsurları yer almaktadır.
Tüm bu düzenlemelerin her ne kadar H.K.K.un çıkarıldığı 2004 yılına kadar en geniş kapsamlı hukuki atılımlar olduğu düşünülse ve göz önüne alınsa da, yine de yukarıda da geniş olarak bahsedildiği üzere AB de alternatifi olan deneylerin kesinlikle yapılamayacağı, 2008 yılı itibariyle canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilen deneylere son verilmeye başlandığı ve alternatiflerinin bulunması durumunda kesinlikle bu alternatif deneylerin yapılması ve hayvanlar üzerinde deney yapılmaması ve 2009 mart ayı itibariyle alternatifi olup olmadığına bakılmaksızın kesin olarak her türlü canlı hayvan deneyinin gerçekleştirilmesine son verilmesinin öngörülmesi dikkate alındığında AB uyum projeleri çerçevesinde bu alanda da AB in öngördüğü bu düzenlemelerin Türkiye’de de yapılması ve bu çerçevede H.K.K madde 9 un tamamen iptal edilerek yeni bir düzenlemeye gidilmesi ve her ne amaçla olursa olsun canlı hayvan üzerinde deneylerin gerçekleştirilmesine son verilmesine yönelik özel hükümlerin getirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda bu düzenlemenin gerçekleştirileceği süre içinde acil olarak var olan maddenin tam olarak uygulanmasına yönelik denetimlerin yapılması ve yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Öncelikle, madde 1de de öngörüldüğü üzere hayvan deneylerinin
ancak ve ancak amacına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Buna göre, hayvanlar bilimsel olmayan keyfi deneylerde kullanılamazlar. Deneylerin yapılacağı hayvanlar tam bir koruma altında olmalıdırlar. Bu maddelerin de tam olarak uygulanabildiği söylenemez. Zira, örneğin tavşanlar için öngörülen yaşam süresi ve barınacağı kafesin boyutu şu şekildedir.

TAVŞAN: 45x60 SM boyutlarındaki kafeslerde 15 yıl boyunca yaşayabilir. Bu durumda yine aynı maddede öngörülen deney hayvanları uygun koşullarda barındırılırlar hükmü geçersiz kalmaktadır. Çünkü, doğası gereği özgür ve özellikle gece çok aktif olan tavşanların bu boyutlardaki bir kafeste gece gündüz üstelik de göz, solunum yoları ve derilerine uygulanmış bulunan kimyasallarla birlikte acı çekerek büyük bir ızdırab içinde yaşamaları uygun koşullarda barındırıldığı anlamına gelmez ve maddenin bu hükmüne tamamen aykırıdır. Yine, madde 9. fıkra 3. gereği hayvanlar BAŞKACA BİR SEÇENEK OLMAMASI halinde deney hayvanı olarak kullanılırlar. Benzer madde sağlık bakanlığının konuyla ilgili yönetmeliğinde de yer almaktadır.
 Bu hükme göre, alternatif bir deneyin bulunması halinde deneyleri gerçekleştirecek ilgili kurum ve kuruluşun canlı hayvan üzerinde yapıla gelen deneyden vazgeçerek, söz konusu bu alternatif deneyleri yapmaları gerekmektedir. Bu kanun maddesi bu hususu kesin olarak hükme bağlamış, böylece hayvan koruma alanında çok önemli adımlardan birini daha atmıştır. Bu doğrultuda önemli olan bu maddenin tam olarak uygulanıp uygulanmadığının tespiti ve denetimi, uygulanmaması halinde yaptırım yoluna gidilmesidir.

Canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilen deneylerin alternatifi olarak örneğin canlı hayvanların gözlerine sıkılmak veya damlatılmak suretiyle yapılan testlerin (Draize testi) yerine mezbahadan alınan hayvan dokularının kullanılması, solunum ve derilerinin üzerine tatbik edilerek bir defalık kullanımla ölümlerinin gerçekleştirilmesi yoluyla yapılan testlerin ( Akut oral toksisite LD 50, Akut dermal toksisite LD 50) yerine insan doku kültürlerinin kullanılması, özellikle, eski deney yöntemlerinden vazgeçerek, gelişmiş ve gelişmekte olan teknolojiden yararlanmak suretiyle hayvan deneylerine son verilmesi, örneğin bilgisayar yardımıyla da testlerin yapılabilmesi veya Oriflame gibi sentetik maddeler üzerinde deneylerin yapılabilmesi gibi faktörlerin dikkate alınması gerekmektedir.
Türkiye’de yukarıda sayılan alternatif testlerin uygulamasına geçilmesi ve H.K.K. madde 9. fıkra 3. e uygun olarak başkaca bir seçenek bulunmaması halinde hayvan deneylerinin yapılması hususuna gereken önemi vererek uygun davranmalıdırlar. Canlı hayvan üzerinde gerçekleştirilmesine gerek olmadığı halde bir deneyi canlı hayvan üzerinde gerçekleştiren kurum ve kuruluşlar hakkında gerekli yaptırımın uygulanması gerekmektedir.

Bu noktada en önemli unsur Bakanlığın bizzat veya yetki devri ile yetkilendirdiği mahalli en büyük mülki amirin denetim mekanizmasını her daim açık tutması ve gerekli denetimlerin sıkça yapılması gerektiğidir.

H.K.K madde 9a aykırı davranılması halinde uygulanacak olan yaptırımlar H.K.K. madde 28. fıkra 1. f. bendinde düzenlenmiştir.

H.K.K. MADDE 28. FIKRA 1. BENT F: 9. maddede ve çıkarılacak yönetmeliklerinde belirtilen hususlara uymayanlara hayvan başına iki yüz elli milyon lira ( 250 YTL), yetkisi olmadığı halde hayvan deneyi yapanlara hayvan başına bir milyar lira (1000 YTL) idari para cezası verilecektir.

Bu durumda, deney hayvanlarını gereği gibi barındırmayan, başkaca seçenek olduğu halde canlı hayvan üzerinde deney yapan şahıs, kurum ve kuruluşlara 250 YTL idari para cezası verilecektir. Görüldüğü üzere H.K.K. madde 9 da belirtilen hususların önemine rağmen, (ki bu hususlar hayvanların korunması, yaşamları ve yaşam haklarının korunması, barınması gibi son derece önemli faktörlerdir) bu maddede öngörülen hükümlere aykırılı davrananlara sadece 250 YTL gibi cüzi miktarlı bir idari para cezası uygulanacaktır. H.K.K. un en önemli sorunu, hayvan korumada son derece iyi niyetler ve hayvanların korunması gibi önemli, yaşamsal açıdan son derece değerli bir amaçla düzenlenmesine rağmen, hükümlerine aykırılıkların hem kabahatler nevinden görülerek cezalarının idari para cezası olarak düzenlenmesi, hem de bu cezaların oldukça cüzi miktarlardan oluşmasıdır. Bu nedenle bu kanun hükümlerine aykırılıkların suç olarak öngörülmesi ve T.C.K. kapsamında yer alması gerekmektedir. Söz konusu bu kanuna aykırılıkların kabahatler olarak görüldüğü ve kabahatler kanunu kapsamında öngörüldüğü sürece kanunun öngördüğü bu yaptırımların kesinlikle caydırıcı olmayacağı, tam olarak uygulanmayacağı ve de hayvanlara karşı işlenen suçları azaltmayarak H.K.K.un hayvanları korumaya yönelik amacını da gerçekleştiremeyecektir.
H.K.K. madde 28. fıkra 1. bent f.in ikinci cümlesi çok önemli bir hususu düzenlemektedir. Bu da yetkisi olmadığı halde hayvan deneyleri yapanlara yönelik yaptırımdır. Buna göre, H.K.K madde 9. fıkra 4. uyarınca hayvan deneyleri ancak, deneyleri yapacak kurum ve kuruluşların kendi bünyesinde kurulan Etik Kurulunun nezdinde gerçekleştirilebilecektir. Bu etik kurullarının nasıl oluşturulacağı ise bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenecektir. Uygulamada söz konusu bu etik kurulların deneyleri yapacak olan kurum ve kuruluşun bünyesinde yapılandırılacak olması birçok sakıncayı beraberinde getirmektedir. Şöyle ki, söz konusu bu etik kurulunun hayvan deneylerini yapacak olan kurum ve kuruluşun bünyesinde kurulacak olması ve böylece söz konusu kurum ve kuruluştan bağımsız olarak çalışmalarını sürdürmesi, denetimler yapması mümkün olmayacaktır. Nitekim uygulamada da bu sorundan kaynaklanan çözümsüzlük ve hukuka aykırılıklar ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, etik kurulları kanunla belirlenmiş olan görevlerini uygulamaktan kaçınmakta ve de etkisiz olarak sadece kağıt üzerinde kalmaktadırlar. Böylece kanunun etik kurullarının kurulmasına yönelik söz konusu düzenleme amacına ulaşamamakta, etik kurulunun işleyişi kanunda öngörüldüğünden uzak kalmakta, sadece formalite olarak süregelmektedirler. Bu durumda yine kanuna aykırılıktan kaynaklandığı üzere hayvan koruması tam olarak gerçekleşmemekte, hayvanlar üzerinde deneyler kanuna aykırı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu maddenin tamamen iptal edilerek bu hususta yeni düzenlemeye gidilmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki, etik kurullarının kanunla öngörüldüğü üzere çalışmalarını yürütüp yürütmediği ancak ve ancak etik kurulunun dışarıdan müdahale edebilme yetkisi olan ve bağımsız bir kamu kuruluşu olarak oluşturulması halinde denetim mekanizmalarının ve yerel yönetim kontrollerinin yapılması halinde mümkündür. Bu maddede önemli bir husus ta söz konusu bu canlı hayvan deneylerinin ancak ve ancak kanunla öngörülen düzenlemelere uygun olarak gerekli izinleri almış, bakanlıkça öngörülen yönetmelikteki unsurlara uymak suretiyle etik kurulu oluşturmuş ve tam yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilecek olması aksi takdirde H.K.K. madde 28. fıkra 1. bent f. e göre idari para cezası ile yaptırım uygulanacağı faktörüdür. Bu husus çok önemlidir. Çünkü, Türkiye’de birçok kurum ve kuruluş 5159 sayılı H.K.K.un çıkarılmasından önce ve sonra, kanunun bu hususta gerekli yasakları öngörmesine rağmen kanuna aykırı olarak hem bilimsel olmayan amaçlarla, hem de yetkileri olmadığı halde hayvan deneyleri yapılmaktadır. Hatta bu durum son derece olağan görülmektedir. Kanunla belirlendiği üzere hayvan deneyi yapacak olan kurum ve kuruluşlarda görev yapacak olan şahısların veteriner, doktor gibi tıp bilgisine sahip bireyler olması gerekmektedir. Maalesef, uygulamada hayvan deneyleri yapan kurum ve kuruluşlarda faaliyetlerde bulunan ve hayvan deneyi yapan şahısların çoğunluğu tıp bilgisinden yoksun kimselerdir. Kanunun hayvanları koruma amacıyla, deneylerin yapıldığı sırada tıp bilgisi olan birinin hayvanların acı çekmesini engellemesi, ölümünün acı çekmeden gerçekleşmesi v.b. diğer hususlarda önemli görevler üstlenerek, bu konularda hayvanların korunmasına dikkat edeceği hususlarının önemine binaen daha insani boyutta deneyleri yapabileceğini öngörerek böyle bir koşul getirmiş olmasına rağmen uygulamada bu koşula kesinlikle uyulmamakta, hayvan deneyleri tıp bilgisinden yoksun kimselerce çoğu zaman yapılmaktadır. Bu durum da tabi ki, H.K.K.un düzenlemelerine aykırılık teşkil etmekte ve de söz konusu deney hayvanlarının zaten çektikleri acıyı katlamakta, kanunla öngörülen hayvan ölürken bunun farkında olmadan ölmelidir kuralını da çiğnenerek acı içinde öldürülmektedirler.
H.K.K bu hükmünün uygulanabilmesi yine, ancak, çok faal işleyen bir denetim mekanizması ile mümkündür.
Bir diğer husus da yetkisi olmadığı halde hayvan deneyleri yapan kurum ve kuruluşlarla ilgilidir. Kanunun bu hükmünün lafzı gayet açık ve yoruma mahal bırakmayacak kadar net olmasına rağmen maalesef bu kural da çiğnenerek hayvan korumada başarısızlığa neden olmaktadır. Şöyle ki, söz konusu hayvan deneylerini yapacak olan kurum önceden yukarıda sayılan prosedürlere uygun olarak gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra hayvan deneylerini yapabilmektedir. Buna göre, önceden gerekli işlemleri yapmayan ve kanunen hayvan deneyleri yapma yetkisi bulunmayan kurum ve kuruluşlar çoğu zaman firmalar tarafından yapılan başvurular üzerine yetkisiz oldukları halde, yetkiliymiş gibi bu başvuru üzerine hayvan deneyleri gerçekleştirebilmektedirler. Yani, hayvan deneyi yapabilmek için önceden hayvan deneyi yapmak yetkisine sahip olmak gerekmektedir. Etik kurulu oluşturmadığı, gerekli prosedürleri uygulamadığı ve kanunen hayvan deneyi yapma yetkisinin bulunmadığı halde hayvan deneyleri yapan kurum ve kuruluşlara H.K.K. madde 28. fıkra 1. bent f. uyarınca 1000 YTL idari para cezası tatbik edilmektedir. H.K.K.da yer alan her türlü yaptırım yetersiz olduğu gibi bu yaptırım da tabi ki yetersizdir, caydırıcı değildir. Öyle ki, bu 1000 YTL idari para cezası ödeyeceğini düşünen herkes, her türlü kurum ve kuruluş yetkili olmadığı halde cezanın miktarının ve genel olarak kendisinin yetersiz olması hasebiyle hayvan deneyleri yapabilecektir. Hayvan deneyi yapmakta bir beis görmeyecektir.
Özellikle, kimya deneylerinin yapıldığı laboratuarların denetiminin çok yüksek seviyede yapılması gerekmektedir. Bu laboratuarlara firmalardan LD 50, Draize gibi ölümcül hayvan deneyleri testlerinin yapılması başvurusu gerçekleştiğinde söz konusu bu laboratuarların ne gibi tepkiler verdiği, nasıl davrandığı tam olarak bilinmemektedir. Kimya laboratuarlarında hizmetleri arasında gösterilmemesine rağmen firmaların bu laboratuarlara hayvan deneyi talebiyle başvuruda bulunması halinde ne gibi tepkilerin verildiği, yetkili olmadığı halde hayvan deneyi yapıp yapmadığı hususlarının dikkatle araştırılması gerekmektedir. Üniversitelerin Kimya bölümlerinin laboratuarları gerekli denetim mekanizması işletilerek denetlenmek zorundadır. Çünkü bu tür kurumların kendilerini yetkileri olmadığı halde zaten analizler yaptığını hayvan deneyi de yaparsa her hangi bir sakıncasının olmayacağını düşünerek yetkisi olmadığı halde hayvan deneyleri yapmaları ihtimali çok güçlüdür. Kimi hukukçunun bile H.K.K. ve genel olarak Hayvan Hakları Mevzuatı konusunda yeni gelişen, yeni düzenlemeler yapılan bir alan olması hasebiyle bilgi yoksunu olduğu bu dönemlerde bilim adamları ve yukarıda bahsi geçen kimya laboratuarlarının bu düzenlemelerden haberdar olmaması muhtemeldir. Bu nedenle H.K.K. un sadece hukukçulara değil, toplumun her kesimine duyurulması, toplumun bu alanda eğitilmesi gerekmektedir. Bu noktada yine en önemli görev görsel ve yazılı basına düşecektir. Ayrıca, bu kanunun tamamı veya ilgili maddeleri broşür halinde getirilerek söz konusu laboratuarlara, eğitim kurumlarına dağıtılabilir. Bu şekilde, söz konusu bu şahıs, bilim adamları ve kurum, kuruluşlar bilinçlendirilir. Yetki sınırları konusunda bilgi sahibi olmaları sağlanarak yetkileri olmadığı halde hayvan deneyleri yapmaktan alıkonurlar. Böylece en temel hak olan yaşam hakkının hayvanların elinden bilinçsizce ve bilinçli olarak çekilip alınması hukuk yoluyla engellenmiş olur.

Hayvanlar üzerinde deney gerçekleştirmek için alınacak izinler ve çalışma koşulları, genel olarak hayvan deneyi yapma hususunda yetkili kurum ve kuruluş olarak faaliyet göstermek için gerçekleştirilmesi gerekn her türlü prosedür Deney Hayvanları Hakkında Yönetmelik Madde 9: Kuruluş İzni, Madde 10: Çalışma İzni, Madde 12: Çalışanlarla ilgili hususları düzenlemektedir. Hayvan deneyi yapmak isteyen kurum ve kuruluşların alması gerekn izinler ve çalışanlarda aranan koşullar bu üç maddede ayrıntılı olarak düzenlemektedir. Buna göre, bu üç madde uyarınca gerekli prosediürleri yerine yetirmeden yetkisi olmadığı halde firmaların başvurusu üzerine veya kendiliğinden hayvanlar üzerinde deney yapacak olan kurum ve kuruluşlar yetkisi olmadığı halde hayvan deneyi yapan kurum ve kuruluşlar kapsamında değerlendirilirler ve H.K.K madde 28. fıkra 1. bent f uyarınca idari para cezasına tabi tutulurlar. Madde 13 ise Deney Hayvanlarını Kullanan Kuruluşların hayvanları deneysel veya bilimsel amaçlarla kullanan kuruluşların Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenen koşullara uyması gerektiği hususları düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin 5. maddesi hayvanların kullanılabileceği deneysel veya bilimsel çalışmaları özetlemektedir. Buna göre, bu maddede sayılanlar dışında hayvanlardan deney hayvanı olarak yararlanılamayacaktır. Madde hükmünde diğer bilimsel çalışmalar teriminin kullanılması, hayvanların deney olarak kullanılmasının sınırını tam ve kesin olarak çizmemektedir. Her ne kadar madde içinde hayvanların deney hayvanı olarak kullanılabileceği alanlar şıklar halinde sayılsa da, başlıkta kullanılan diğer bilimsel çalışmalar tabiri hayvanları kanunla belirlenen alanlar dışında da deney hayvanı olarak kullanma sonucunu doğurur ve doğurmaktadır. Bu diğer kelimesi kullanılmayarak başlığın hayvanların kullanılabileceği deneysel ve bilimsel çalışmalar şeklinde düzenlenmiş olması hayvan koruma amacına tam olarak uygun olacaktır. Bu durumda hayvanların kullanılabileceği deneysel ve bilimsel çalışmalar kanunla kesin olarak belirlendiği için bu sınırını ve tanımın dışına çıkılarak hayvanlardan kanunun öngörmediği alanlarda yararlanmanın önü kesin olarak kapatılacaktır.

Madde 6. ise deneylerde kullanılacak hayvanların bakımları ve barınmaları gibi önemli hususları düzenlemektedir. Bu durumda yukarıda da örneği verildiği üzere deney hayvanı olarak kullanılan tavşanın 45x60 boyutlarındaki bir kafeste tutulması ve kanunla ve yönetmelikle öngörülen bakım koşullarına uyulmaması hukuka aykırılık teşkil edecek ve hukuka aykırı davranan kurum ve kuruluşa H.K.K. madde 28. fıkra 1. de belirlenen cezai hükümler uygulanacaktır.

Madde 7. Deney hayvanlarına uygulanacak işlemlerle ilgili hususları düzenlemektedir. Bu madde deney hayvanı olarak kullanılan hayvanın çok fazla acı çekmemesi ve hayvan deneyine başvurmaya gerek olmadığı, alternatif deneyi olduğu halde hayvan deneyinin yapılmaması, bunun yerine söz konusu alternatif deneyin yapılması gerektiği hususlarını düzenlemektedir. Bir diğer önemli husus ise yukarıda da belirtilen örneklerde yer aldığı üzere Draize, Ld 50 gibi hayvanlara son derece acı veren, ölümüne neden olan testlerin yapılması sırasında hayvanın çektiği acıları azaltmak için lokal veya genel anestezi uygulanması gerektiğidir. Madde 7. fıkra 1. bent c. 2. cümle deney yapılan hayvana anestezi uygulanması araştırmanın şartlarını bozması halinde yapılan işlemlerin gerekliliğini gösterir bir açıklama hazırlanır şeklinde bir düzenleme getirmiştir. Yine bu madde ile getirilen hükmün hayvan korumada amaca ulaşılamaması ve söz konusu deney hayvanlarının tam olarak korunamaması sonucunu doğurmaktadır. Nitekim, uygulamada da kanunla hayvan deneyi yapanlara getirilen bu anestezi yapmadan hayvanlar üzerinde deneyler ve testler yapma hakkı sınırsızca kullanılmakta, kanun bu hususu istisna olarak düzenlemesine rağmen genel olarak hayata geçirilmekte ve deney hayvanlarına işlemlerin yapıldığı sırada acılarını azaltıcı işlemler yapılmamakta, hemen -hemen tüm işlemler anestezisiz gerçekleştirilmektedir. Üzerinde son derece acı veren, hayvanın tarifi imkansız acılar içinde kalmasına neden olan test ve işlemler sırasında anestezi uygulansa bile sonraki deneyin sonuçlarının takibinin yapıldığı günlerde deney hayvanına hiç bir şekilde ağrısını azaltıcı, ağrı kesici işlemler yapılmamakta, deney hayvanı çok büyük acılar çekerek çoğunlukla kendisine oral, dermal veya solunum yoluyla zerk edilen kimyasal maddelerin ağırlığından, etkilerinden ölmektedirler. Ayrıca, bu madde ile getirilen hükümlere aykırı olarak, 2. fıkra, 4. cümlenin hükmüne “ Bilimsel bir zorunluluk yok ise, hiç bir hayvan birden fazla büyük cerrahi girişimde kullanılamaz” aykırılık teşkil edecek şekilde, özellikle, zaten bilinen gerçeklerin bir de bilimsel olarak kanıtlanması gerektiği düşüncesiyle bazı bilim adamları canlı hayvanlar üzerinde anestezi yapılmaksızın birden fazla cerrahi girişimde bulunmaktadırlar. Örneğin, hayvanların acı eşiğinin ölçülmesi amacıyla canlı hayvan deneyleri yapılmakta, bu deneylerde hayvanlar cerrahi yöntemlerle parçalanmaktadırlar, bu cerrahi işlemler sırasında yukarıdaki hükme dayanarak anestezi verilmesinin bilimsel araştırmanın sonucunu etkileyeceği savıyla anestezi yapılmaksızın cerrahi yöntemlerle parçalanmaktadırlar. Yönetmeliğin 13. maddesinde hayvan deneyleri yapacak kuruluşların mutlaka veteriner hekim çalıştırması gerektiği hususu düzenlenmiştir. Uygulamada bu maddenin getirdiği hükümler önemine rağmen uygulanmamaktadır. Bu madde hükmüne aykırı olarak hiç bir şekilde tıp, veterinerlik bilgilerine sahip olmayan dolayısıyla da zaten büyük acılar çeken deney hayvanının daha fazla acı çekmesine sebep olan şahıslar bu hayvan deneylerini gerçekleştirmektedirler. Bu ve diğer hayvanlar açısından son derece önemli ve ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun davranılmasını sağlayacak faktör ancak ve ancak denetimlerin sıkça ve gerekli şekilde yapılmasıdır. Ama, tabi ki, nihai olarak en önemli amaç, Türkiye’de de AB de olduğu gibi hayvan koruma kanunları, yönetmelikleri ve genel olarak hayvan hakları mevzuatı iptal edilerek yeni gelişmelere uygun şekilde ve hayvan haklarını tam olarak koruyabilecek, yaptırımını sağlayabilecek ve de T.C.K. kapsamında hayvanlara karşı işlenen fiillerin suç olarak nitelenmesini ve uygulanacak olan yaptırımların da yine T.C.K. kapsamında değerlendirilmesini sağlayacak H.K.K. ve ilgili diğer kanun ve yönetmeliklerin çıkarılmasıdır.

H.K.K. 14. madde, a,b,c,d,e, g, h, ı, i ve k bentlerine aykırı davrananlara iki yüz elli milyon lira (250 YTL) idari para cezası verilmektedir. Söz konusu bu maddede düzenlenen hususlar yukarıda da örnekleriyle değinildiği üzere, hayvanlara kötü davranmak, dövmek, aç susuz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanının satılması, ev ve süs hayvanlarını on altı yaşından küçüklere satmak, hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak, öldürmek gibi suçlardır. Yine bu suçların insana karşı işlenmiş olması halinde T.C.K. ile getirilen düzenlemelere ve cezai yaptırımlara göre ne kadar insani ve vicdani, hayvan yaşamını hiçe sayacak kadar basit cezalarla, yalnızca idari para cezaları ile cezalandırılacak olması hayvan koruma kanununun ne kadar eksik, yetersiz düzenlemeler içerdiğini açık olarak göstermektedir.

Bu kanun ihlallerine karşı sayılan idari para cezaları hayvan korumasının tam olarak gerçekleştirilmesini imkansız kılmakta, bu kanunun çıkarılma amacı olan hayvanların korunmasını sağlama maksadına tamamen aykırı ve bu amacın gerçekleştirilmesinin bu cezalarla mümkün olmadığını açıkça göstermektedir.

HAYVAN KORUMA KANUNU KABAHATLER KAPSAMINDA DEĞİL, TÜRK CEZA KANUNU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Bilindiği gibi, idari para cezalarından da anlaşılacağı üzere, H.K.K. Kabahatler kapsamında değerlendirilmektedir. Bu durum da, hayvan korumanın, hayvan haklarının, en temel hak olarak yaşam hakkının sağlanmasını tam olarak imkansız kılmaktadır. Çünkü, H.K.K.da öngörülen bu cezalar oldukça cüzi miktarlarda para cezalarından oluşmaktadır. Halbuki, yine bir başka canlı türü olan insana karşı işlenen bu suçlar T.C.K.da H.K.K. ile kıyaslanamayacak kadar ağır yaptırımlar ile müeyyideye bağlanmıştır. Bu nedenle de hayvanların korunmasını tam olarak amaçlandığı günümüz anlayışında H.K.K.un Kabahatler kapsamında değil, T.C.K. kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde hayvan haklarının gerekli önemi gördüğü bu günümüz anlayışının gereği olan hayvan koruma tam anlamıyla gerçekleşebilir. Bu nedenle en kısa zamanda H.K.K.un tam olarak uygulanabilirliğinin sağlanması ve hayvanlara karşı işlenen suçların tam cezasının verilebilmesi için H.K.K.nu kabahatler kısmından çıkarılarak T.C.K. kapsamında değerlendirilmelidir.


 HAYVAN KORUMA KONUSUNUN ANAYASA’DA YER ALMASININ ÖNEMİ

Türkiye’de özellikle son yıllarda hayvan koruma konusunda önemli adımlar atılmakta, hayvan koruma hususu kanunlaştırılmak suretiyle hayvanların korunmasına ve yaşam haklarının sağlanmasına yönelik iyileştirmeler yapılmaktadır.
 Bu düzenlemelere örnek olarak 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu, Hayvanların korunmasına dair Uygulama yönetmeliği, Deneysel ve diğer bilimsel amaçlar için kullanılan deney hayvanlarının korunması, deney hayvanlarının üretim yerleri ile deney yapacak olan laboratuarların kuruluş, çalışma, denetleme, usul ve esaslarına dair yönetmelik, Hayvan deneyleri etik kurullarının çalışma usul ve esaslarına dair yönetmelik gibi hayvan hakları mevzuatının içinde yer alan çok önemli kaynakları gösterebiliriz.

Hayvan hakları mevzuatının tam olarak uygulanabilmesi, H.K.K. ve ilgili yönetmeliklerinin kanunun amacına ve hayvanları hukuken korumanın sağlanmasına hizmet edebilmesi için söz konusu bu konunun – HAYVANLARI KORUMA – konusunun Anayasa’da yer alması suretiyle Anayasal güvenceye kavuşturulması gerekmektedir. Böylece, hayvan koruma ile ilgili yapılan düzenlemelerin tam olarak amaca uygun şekilde uygulanması ve söz konusu bu düzenlemelere aykırılıkların caydırıcı ve yine hayvanları koruma amacının gerçekleşmesini sağlayıcı yaptırımların uygulanması mümkün olur.


HAYVAN KORUMA KONUSUNUN ANAYASA’DA YER ALMASINA DAİR GÖRÜŞLER


Hayvan koruma konusunun Anayasa’da yer almasına dair iki türlü görüş bulunmaktadır. 

Hayvan koruma konusunun Anayasa’da açık olarak yer almasına karşı olan görüş ilk ve geleneksel görüştür. Bu görüşün savunucuları, bu konunun Anayasa’da yer almasına gerek olmadığını, bu konunun kanun olarak düzenlenmek suretiyle güvenceye bağlanabileceğini ve ayrıca Anayasal güvenceye bağlanması hususunun gereksiz olduğunu benimsemişlerdir.

İkinci ve karşıt görüş hayvan koruma konusunun mutlaka Anayasa’da düzenlenerek Anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiği şeklindedir. Bu görüşün savunucularına göre, her ne kadar hayvan koruma konusuna yönelik, hayvanların korunması amacıyla kanun ve yönetmelikler çıkarılsa da, uygulamada hayvan hakları mevzuatı yetersiz kalmakta ve müeyyideleri bakımından eksik oldukları görülmektedir. Bu kanun ve yönetmeliklerin, genel olarak hayvan hakları mevzuatının tam olarak uygulanabilmesi, uygulanabilirliğinin artması ve yaptırımlarının ağırlaştırılabilmesi, özetle söz konusu bu mevzuatın hayvan korumada ve genel olarak hayvan haklarının gerçekleştirilmesi amacına uygun olarak hizmet edebilmesi, bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için Anayasal güvence şarttır. Hayvan koruma konusunun Anayasa’da yer alması ile hayvan korumada ve hayvan haklarında çok büyük bir adım atılacağı ve hayvanların da insanlar gibi Anayasal güvencelerinin olacağı belirtilmektedir.

Hayvan koruma konusunu Anayasa’sında düzenleyerek hayvanları anayasal güvenceye kavuşturan ülkelere baktığımızda bazen bu konunun açık olarak, başlı başına bir madde gibi, bazen de çevre hakkı veya çevre ödevi başlığı altında düzenlendiğini görürüz.

Anayasa’sında hayvan koruma ve çevre hakkına yer veren ülkelerde bile Anayasa’da ilgili maddede hayvan koruma teriminin tam olarak geçmediğini, daha çok “çevre hakkı” deyimi kullanılmak suretiyle düzenleme yoluna gidildiği gözlemlenmektedir. Anayasa’sında dolaylı olarak da olsa hayvan koruma konusunu düzenleyen ülkelerin neden açık ve net olarak “hayvan koruma” tabirini kullanmaktan kaçınarak bunun yerine “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapması gerçeği göz ardı edilemez. Bu ülkelerin Anayasa’larında “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapmasının nedeni çevre kelimesini doğayı ve dolayısıyla doğada bulunan canlıları kapsadığı şeklinde açıklanabilir. Buna göre, çevre kelimesi zaten içinde hayvanları da barındırdığı için hayvan koruma konusunun Anayasa’da ayrı bir madde olarak veya çevre hakkı başlığı içinde bir deyim olarak geçirilmesine gerek yoktur ve çevre hakkı ve koruması deyimi kullanılmak suretiyle zaten hayvan koruma hususu da düzenlenmekte ve böylece hayvan koruma ve hayvan hakları da Anayasal güvenceye kavuşturulmuş olmaktadır.

Anayasa’sında çevrenin korunmasına yönelik düzenleme yapan ülkelere İspanya, Portekiz, Bulgaristan, Macaristan, Brezilya, Peru, ABD’nin bazı eyaletleri (İllinois, Pennsylvania, Massachussetts, Rhode İsland, Texas) örnek olarak verilebilir. Bu ülke Anayasa’larının ortak özelliği çevre hakkı ve çevre korunması terimlerine açıkça yer vermiş olmalardır. Buna göre, söz konusu bu Anayasa’larda “herkes çevre hakkına sahiptir” veya “çevre korunması” gibi tabirler doğrudan kullanılmak suretiyle Anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Anayasa’sında çevre koruma veya çevre hakkı tabirlerini kullanmadan, diğer Anayasal düzenlemelerin tam tersine doğrudan ve açık olarak değil, bilakis üstü kapalı ve dolaylı olarak çevre hakkını düzenleyerek Anayasal güvence sağlayan ülkelere örnek olarak en başta Türkiye’yi gösterebiliriz. T.C. Anayasa’sında yer alan çevre hakkı düzenlemesi Prof. Dr. Nükhet Turgut’un ifadesiyle “ çevre hakkı var olan klasik haklarla bağlantı kurarak formüle etme” yolu ile gerçekleştirilmiştir. Bu konunun yer aldığı bölüm “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı üçüncü kısım A. madde 56.dır.

A. madde 56: Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir”.

Görüldüğü gibi söz konusu bu maddede hayvan koruma ve hayvan hakları ayrı bir sözcük olarak yazılmamış, hatta çevre hakkı terimi bile geçmemiştir. Yalnızca dolaylı olarak “yaşam hakkı” ile bağlantı kurmak suretiyle çevre korumadan ve dolayısıyla da çevrenin çok önemli bir parçasını oluşturan çevre hakkından söz edilmiştir. Bu şekilde Anayasa’da dolaylı da olsa düzenlenerek çevre hakkı Anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Çevre korunması hususuna değinilmiş olduğunu ve bu madde ile çevre hakkının düzenlenmiş olduğunu maddede ifade edilen “sağlıklı ve dengeli yaşama hakkı” tümcesinden anlamak mümkündür. Buna göre, her insan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahiptir. Bu da ancak çevrenin dolayısıyla doğa ve hayvanların korunması, ekolojik dengenin bozulmaması için önlemler alınması, var olan ekolojik dengenin muhafaza edilmesi, ekolojik zincirin kopmamasına dikkat edilmesi (hayvanların, bitkilerin korunması, nesli tükenmek üzere olan hayvanların ciddi şekilde koruma altına alınması) aksi yönde davranışların yaptırıma bağlanması, çevre kirliliğinin azaltılması yollarıyla mümkündür. Bu maddenin geleneksel görüşü – doğanın insanlar için var olduğu ve ancak insanların yaşam hakkını temin etmek için korunması gerektiği – insan merkezli (antropocentric) anlayışın ürünü olduğu görülmektedir. Bu maddenin düzenlenmesinde temel unsur doğanın insanların refahı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşaması gerektiği için doğanın – çevrenin korunması gerektiğidir. Buna göre, doğa insanlar için var olduğundan, başlı başına korunmaya değer bir sebep oluşturmamaktadır. Ancak, insanların yaşamını ve refahını tehdit ederse koruma altına alınması gerekir şeklinde açıklanabilecek olan bu anlayışın doğayı başlı başına var olduğu, insan için değil kendisi için var olduğu sebebiyle korumanın gerektiği anlayışına son derece zıt olduğu açıkça görülmektedir. Halbuki doğa, çevre başlı başına korunmaya değer olgulardır, hayvanlar insanların kullanımı için yaratılmamıştır. Bu nedenle de hayvanlar sırf kendileri için korunmaya layık varlıklardır. Nitekim hayvanların kendi varlıklarının bilincinde oldukları, ölmek istemedikleri, ölürken acı çektikleri, insanlarda var olan hemen -hemen her duyguya (haz, mutluluk, sevinç, duygusallık, sevgi gibi) sahip oldukları gerçeği göz önüne alınırsa bu geleneksel insan merkezli anlayışın ışığında hazırlanmış olan söz konusu bu maddenin hayvan koruma amacına hizmet etmediği gerekçesi ile, değiştirilerek hayvanları sırf var oldukları ve değerli oldukları için korunması gerektiği anlayışının – doğa merkezli – ekosantrik anlayışın hakim olduğu bir düzenleme getirilerek hayvanlar, doğa ve çevrenin tam olarak korunmasının sağlanması mümkün olacaktır.


YENİ ANAYASA TASLAĞI VE HAYVAN HAKLARI

Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki Anayasa Komisyonunun hazırladığı Anayasa taslağının 129. maddesinin “Hayvan Koruma” terimini de içereceği ve böylece Türk Hukuk Tarihinde ilk defa hayvan koruma konusunun Anayasa’da yer alacağı, bu şekilde de hayvan koruma hususunun ilk kez Anayasal güvenceye kavuşturulacağı kamuoyuna açıklanmıştı.

İlk açıklamalara göre ve taslağın bir bölümünün yayınlanması ile Yeni Anayasa taslağının 129. maddesinin ilk hali bu şekildeydi:



YENİ ANAYASA TASLAĞI 129. MADDE (İLK HALİ)

“Devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Hayvanların ve Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.

Bu maddenin içeriği çevre hakkı ve hayvan hakları bakımından, görüldüğü üzere 82 Anayasa’sı ile mukayese edildiğinde çok daha ilerici ve geniş kapsamlıdır. Bu yönüyle de özellikle çevreciler ve hayvan severlerin son derece haklı takdirini kazanmıştı.

82 ANAYASA’SI 56. MADDE:

“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir”.

Öncelikle, Yeni Anayasa taslağının ilk açıklanan halinde yer alan 129. maddede 82 Anayasa’sı madde 56dan farklı olarak, çevre hakkı daha geniş ve kapsamlı düzenlenmiş, en önemlisi 82 A.56. maddeden farklı olarak çevre konusu yeni Anayasa taslağında başlı başına bir madde olarak yer almaktadır. 82 A. madde 56. her ne kadar çevre konusu düzenlenmiş olarak Türkiye’yi çevre konusuna Anayasa’sında yer veren ülkeler arasına girmesine sebep olsa da başlı başına düzenlenmemiş, 8. kısım - Sağlık, çevre ve konut başlıklı kısmın, A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması başlıklı bölümünün altında yer almaktaydı. Bu da çevre hakkı ve korunmasına gereken değerin tam olarak verilmediğinin göstergesiydi. Buna rağmen, yine de ilk kez çevre hakkı ve korunmasına dolaylı da olsa yer vererek Anayasal güvenceye bağlaması bakımından önemliydi. Yeni Anayasa Taslağının ilk halinde yer alan 129. madde çevre hakkı ve korunmasına yer vermek suretiyle bu yönüyle daha çevre bakımından daha ilerici bir Anayasasal güvencenin temin edildiğini göstermesi açısından önemliydi.

Bir diğer önemli husus ise, sürdürülebilir kalkınma teriminin ilk kez Anayasa’ya girmesidir. Bu da yine çevre koruma ve hakkı alanında atılmış çok önemli adımlardan biridir. Böylece sürdürülebilir kalkınmanın önemi bir kez daha ve de Anayasa’da vurgulanacak ve de bu ilkenin gerçekleştirilmesi ve bir hedef ve amaç olarak her alanda göz önünde bulundurulmasını sağlaması bakımından çok yerine ve yaptırım sağlayıcı ve vurgulayıcı olacaktır.

Bu maddenin getirdiği en önemli, en sevindirici ve en çarpıcı husus ise tabi ki, HAYVAN KORUMA ifadesinin bu madde bağlığı altında yer alarak düzenlenmesidir. Bu hayvan koruma tabirinin kullanılması ile hayvan koruma konusu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ilk kez bir Anayasa kapsamında düzenlenmek suretiyle sadece Türk Hukuk Tarihinde değil, Dünya Hukuk Tarihinde de ilk kez Anayasa’ya girmiş olacak ve bu yönüyle de ilk kez hayvan hakları ve hayvan koruma Anayasal çapta düzenlenerek Anayasal güvenceye kavuşturulacaktı. 
Yeni Anayasa Taslağı madde 129 (ilk hali) da maalesef tüm bu olumlu yönlerine rağmen insan merkezli (antrpocentric) anlayışla oluşturulmuştur. Çünkü bu maddede de çevre ve hayvanların korunmasının yine 82 Anayasa’sı 56. maddede olduğu gibi insanların iyi bir çevrede yaşayabilmesi için gerekli tüm tedbirler alınır denmek suretiyle insanlar için var olduğu hasebiyle korunmaya değer olduğu görüşünün hakim olduğu görülmektedir.
Halbuki hayvanların insanlar için yaratılmadıkları, kendi varlıklarının bilincinde oldukları ve başlı başına korunmaya değer oldukları görüşüne – doğa merkezli – ekosantrik görüşe göre düzenlenmesi hayvan hakları ve çevre hakkı bakımından son derece ilerici ve gelişmiş bir madde ortaya çıkmasını sağlardı.
Bu anlayış doğanın insan için var olduğu, insanın doğadaki en üstün varlık olduğu ve doğanın kendisi için değil, insan için var olması hasebiyle korunmaya değer olduğu, sırf bu nedenle korunması gerektiği anlayışını yıkma amacıyla doğmuştur. Buna göre, bu anlayışın temelini  “ insanlar da dahil, tüm varlıkların yeryüzündeki yaşam topluluğunun eşit düzeydeki öğeleri olduğu, insan türünün diğerlerinden üstün olmadığı” hususu oluşturmaktadır.

Bir de çok uzun yıllar benimsenerek kabul gören anlayış vardır ki, bu da ben merkezli (egocentric) anlayıştır. Bu anlayışa göre, insan yeryüzünde en üstün varlıktır ve bu üstün varlık istediğini yapmakta serbesttir, doğayı istediği gibi kullanabilir, bu yolda da kendisi için herhangi bir sınırlama söz konusu olamaz. Bu anlayışın tamamen geçerliliğini yitirdiği ve artık kullanılabilirliğinin kalmadığı görülebilir.

Günümüzde bu üç anlayıştan insan merkezli (antropocentric) anlayışın kabul gördüğü ve hukukta her alanda bu ilkenin benimsendiği görülür. Buna göre, doğa ve çevre, yani insan dışı her unsur insanın yaşamını sürdürebilmesi için korunmaya değerdir, korunmalıdır. Bu anlayışta her ne kadar ben merkezli (egocentric) anlayıştan farklı olarak doğa ve çevre korunmaya değer olarak kabul edilse de, bu anlayışta önemli unsur doğanın ve çevrenin insanların yararları için korunması gerektiğidir. 82. A. madde 56 ve Yeni Anayasa Taslağı madde 129 un oluşturulmasında teme alınan anlayış insan merkezli (antropocentrik) anlayıştır.

İnsan merkezli (antropocentric) anlayışla ben merkezli (egocentric) anlayışın ortak yönü her iki anlayışın da insanın diğer varlıklardan üstün olduğunu, en önemli, değerli ve korunmaya değer varlığın insan olduğu görüşünü kabul etmesidir. En temel benzer yönleri bu olmakla birlikte, ayrıştıkları ve bu yönüyle de günümüz anlayışında insan merkezli görüşün esas alınmasına sebep olan farklılıkları ise şu noktada ortaya çıkmaktadır. Ben merkezli (egocentric) anlayış doğayı insan için yaratılmış olarak görmekte ve de bu yönüyle insan ihtiyaçları için sınırsız olarak yararlanılabilecek kaynak olarak kabul etmekte ve de korunmaya değer bulmamaktadır. İnsan merkezli (antropocentric) anlayış ise, her ne kadar ilk anlayış gibi insanı üstün varlık olarak kabul etse de, tam da bu noktada insanların daha üstün olması hasebiyle rahat yaşayabilmesi, korunabilmesi, refahı ve iyi bir doğa ve çevrede yaşayabilmesi için insan dılı varlıkları ve çevreyi korunmaya değer bulmaktadır. Doğanın ve çevrenin korunması gerektiği noktasında bu iki anlayışın farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Buna göre, ilk anlayış doğanın korunması gerektiğini ve korunmaya değer olduğunu kabul etmemekte, ikinci anlayış ise, doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmektedir. Her ne kadar doğayı ve çevreyi sırf insanların daha iyi yaşaması ve sırf insanlar için korunmaya değer bulsa da, bu görüş de diğer üçüncü doğa merkezli görüş gibi doğanın korunması gerektiğini, korunmaya değer olduğunu kabul etmesi bakımından önemlidir.

Doğa merkezli (ekocentric) anlayışın günümüzde hakim olan insan merkezli (antropocentric) anlayıştan daha ilerici ve gelişmiş bir anlayış olduğu açıkça görülmektedir. Buna göre, bu anlayışla ikinci anlayışın ortak yönleri doğanın korunması gerektiği ve doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmesidir. Bu iki anlayışın farklı noktaları ise, insan merkezli anlayışın doğayı insan için korunmaya değer gördüğü, doğa merkezli (ekocentric) anlayışın ise doğayı insan ve onun gereksinimlerinin karşılanması bakımından değil, başlı başına korunmaya değer olduğu için korunması gerektiği hususudur. Bu anlayışa göre, insan diğer canlılardan üstün değildir, insan ve diğer canlılar yaratılış bakımından eşittir ve eşit oldukları için de, nasıl ki, insan başka canlılara yararlı olup olmadığı bakımından değerlendirilmemekte ve bu yönüyle korunmamakta ise, aynı şekilde, insan dışı diğer canlılar da insan için yararlı olup olmadıklarına göre değerlendirilerek korunmamalı bu hususlara bakılmaksızın, sırf var oldukları, başlı başına bir değer oldukları için korunmalıdırlar. Bu noktada yine hayvan koruma açısından hem Hayvan Koruma Kanunun adının incelenmesi ile hem de diğer her türlü hayvan koruma konusundaki hukuki düzenlemelere dikkat edildiğinde insan merkezli (antropocentric) anlayışın hakim görüş olması hasebiyle hayvanlar insanlar için korunmaya değer görülen canlılar olarak kabul edildiği için “Hayvan Haklarından” değil, “Hayvan Koruma” ifadesinden söz edildiği görülür. Yine hem A. madde 56, hem de yeni Anayasa taslağı 129. maddede hakim anlayış ikinci – insan merkezli anlayış olarak kabul edildiği için hayvan hakları terimi değil, hayvan koruma terimi kullanılmak suretiyle hayvanların tıpkı insanlar gibi hakları olan varlıklar değil, ancak korunması gereken varlıklar olarak değerlendirildiği, bu hususun vurgulandığı görülmektedir. Oysa ki üçüncü anlayışın – doğa merkezli (ekocentric) anlayışın hakim olacağı her hangi bir hukuki düzenlemede hayvanlar ve insanlar yaradılışsal bakımdan eşit varlıklar olarak kabul edileceği için, hayvanlar, doğa ve çevre insan için oluşturulmuş varlıklar olmadığı görüşü hakim olacağı için, nasıl ki, insan korumadan değil, insan haklarından söz ediliyorsa, aynı şekilde, hayvan korumdan değil, hayvan haklarından söz edilecek ve de her türlü hukuki düzenlemede hayvan koruma tabiri kaldırılarak, hayvan hakları tabiri kullanılacaktır. Bu noktada hayvan hakları tabirinin hayvan koruma tabirinden son derece farklı ve çok daha kapsamlı olduğu görülmektedir. Buna göre, hayvan hakları ile kastedilen hayvanların başlı başına değerli ve bu yönleriyle aynı insanlar gibi hakları olduğu hususları kabul edilecektir. Bu noktada yapılması gereken ise, öncelikle Hayvan Koruma Kanununun adının değiştirilerek Hayvan Hakları Kanunu olarak yeniden düzenlenmesi, Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesinde ise yer alması durumunda Hayvan Koruma değil de, Hayvan Hakları tabirinin kullanılması bu bakımdan amaca ve söz konusu bu anlayışa uygun olacaktır.

İnsan merkezli (antrpocentric) anlayışla hazırlanan Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesi (ilk hali) her ne kadar doğa merkezli (ekocentric) anlayışla değil, bu anlayışla hazırlansa da yine de hayvan hakları bakımından bu haliyle yasalaşması durumunda bile çok büyük gelişmeler getirmektedir. Söz konusu bu taslağın 129. maddesinin ilk halinde “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesi geçmektedir. Böylece yukarıda da değinildiği üzere ilk kez “hayvan koruma” konusu Anayasa çapında düzenlenmektedir ve bu yönüyle de hayvan hakları ile ilgili her türlü hukuki düzenlemelerin, Hayvan Hakları Mevzuatının tam olarak uygulanabilirliğini sağlayacağı, bu düzenlemelere aykırı davranışların yaptırımını ağırlaştıracağı açıkça görülmektedir. Buna göre, ilk kez Hayvan Koruma tabiri Anayasa’da yer alarak, hayvan hakları konusunda büyük gelişmeler yaşanmakta ve de ilk kez Hayvan Hakları hususunda Anayasal güvence sağlanmak suretiyle çok önemli bir aşama kat etmektedir.

Yeni Anayasa Taslağının resmi olmasa bile, yazılı ve görsel basında yer alan ilk tam metninde 129. madde yukarıda da belirtildiği gibi, “Hayvan Koruma” tabirini de içermekte olduğu görülmüştü. Kamuoyunda daha sonraki tam metinlerde ise söz konusu bu maddenin “Hayvan Koruma” tabirini içermediği büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle takip edildi.

Yeni Anayasa Taslağı 129. madde (İLK HALİ)

“Devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Hayvanların ve Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.


Yeni Anayasa Taslağı 129. madde (Yeni hali)

Beşinci Kısım

Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler

Çevrenin Korunması

Madde 129
“Devlet herkesin insani gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır.
Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak herkesin ve Devletin görevidir”.

129. maddenin bu iki halinin kıyaslamasının yapılması ile birlikte açık ve net olarak “Hayvan” kelimesinin bu maddeden çıkarıldığı görülmektedir. Böylece maddenin ilk halinde yer alan “Hayvan ve Çevrenin en üst düzeyde korunması” tümcesi tamamen kaldırılmış olmaktadır. Buna göre, maddenin ikinci halinde hayvanlar bu koruma kapsamından çıkarılmıştır. Zaten, hayvan hakları ve çevre hakkı tabirlerinin bilinçli olarak kullanılmayarak doğa merkezli (ekocentric) anlayışın değil, insan merkezli (antropocentric) anlayışı benimsediğini açıkça belli eden bir düzenleme olmasına rağmen, en azından “hayvanlar ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesiyle hayvanları da bu Anayasal güvencenin kapsamında değerlendiren ve böylece hayvanları da koruma altına alarak hayvan severlerin de destek vermesine neden olan bu madde hükmünün, hayvanları söz konusu bu koruma dışında bırakarak hayvan hakkı olarak değil, hayvanları koruma olarak kullanılmış olsa dahi düzenlemede bulunduran bu madde hükmünün değiştirilmiş olduğu görülmektedir.

129. maddenin son halinde “hayvanlar” kelimesinin çıkartılması suretiyle bir tek çevre korunmasına değinerek bir tek çevre korunmasının düzenlenmesi üzücü olmakla birlikte şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Söz konusu bu maddede dikkat çeken bir değişiklik de maddenin ilk halinde yer almamasına rağmen son halinde yer verilen “kalite” terimidir. Buna göre, maddenin son halinde bir eklemeyle “çevrenin iyileştirilmesi” ilk ifadesi, “çevre kalitesinin iyileştirilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeden “hayvanlar” kelimesini çıkartıldığı da göz önüne alınırsa söz konusu bu 129. maddenin başlığından da anlaşıldığı üzere tamamen “çevre koruma” maddesi olarak düzenlenmesi hedeflenmiştir. Yeni Anayasa Taslağının oluşturulması sırasında gerçekleştirilen çalışmalarda “hayvanlar” kelimesi eklenerek daha korumacı ve hayvan koruma amacına hizmet eden bir madde olarak düzenlenmesi ile ilgili kamu oyuna yapılan açıklamalara, yazılı ve görsel basında yer alan bu maddenin oluşumu ve “hayvanlar” kelimesinin maddeye eklenmesi ve böylece çevrenin korunması başlıklı maddenin aynı zamanda hayvanları koruyan bir maddeye dönüştürülmesi ile ilgili açıklamalara göz atılırsa 129. maddenin açıklanan son halinin halinin neden “hayvanlar” terimi çıkarılmak suretiyle hayvan korumanın maddenin kapsamı dışında tutulması durumu çok ilginç ve açıklaması imkansız bir hal almaktadır.

Şöyle ki, yazılı ve görsel basında yer alan 29.09.2007 tarihli habere göre, bu maddenin düzenlendiği sırada komisyon üyelerinden Devlet Bakanı Nimet Çubukçu hayvan haklarının da Anayasa’da yer alması gerektiği hususuna yönelik fikir belirtti. Akademisyen ve milletvekillerinden oluşan komisyon ise, Türkiye’de bu hususun yer aldığı çok sayıda düzenleme ve en başta da H.K.K. olduğunu dile getirerek itiraz ettiler. Bu durumda Nimet Çubukçu yukarıda da örneği verilen temmuz ayında gerçekleşen, işçilerin dere kenarından taşlı ve sopalı müdahalelerle yavru ayıyı döverek öldürdüklerine ilişkin olayı         anlatması ve mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanabilirlik bakımından eksik ve de yaptırımlarının pek etkili olmadığı ve de hayvan hakları hususunun Anayasa’da düzenlenmek suretiyle Anayasal güvenceye bağlanmasının hayvan koruma ve hayvan hakları açısından zaruri olduğu ve bu konunun Anayasa’da düzenlenmesi ile ilgili kanunların uygulanabilirliğinin artarak yaptırımların ağırlaştırılabileceği yönündeki beyanlarının üzerine komisyonda bulunanlar gündemde olan bu haberi değerlendirdikten sonra, hayvan haklarının Anayasa’da yer almasının gerekli ve doğru olacağı, hatta bu hususun ayrı bir madde olarak düzenlenmesinin daha yerinde olacağına ilişkin açıklamalarda bulundular. Bu konu tartışılırken öğretim üyeleri hayvan haklarına yönelik ayrı bir düzenlemeye gerek olmadığı ve de çevre korunması başlığı altındaki ilgili 129. maddede yer alan “çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesine “hayvanlar” kelimesinin eklenmesi ile “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” şeklinde düzenlenerek hayvan hakları için amaçlanan Anayasal güvencenin getirilebileceği yönünde düşüncelerini belirtmeleri üzerine teklif kabul edildi ve de Yeni Anayasa Taslağı 129. madde yukarıda da belirtildiği üzere “hayvanların korunması” ibaresinin eklenmesi ile ilk kez hayvan hakları Anayasa’da yer almış oldu. Yeni Anayasa Taslağının yazılı ve görsel basında açıklanan son haline bakıldığında daha önce de ifade edildiği üzere söz konusu bu hayvanların korunması tabirinin çıkarılmış olduğu görülmektedir. Yeni Anayasa Taslağının resmi olarak açıklanmadığı, yalnızca yazılı ve görsel basında yer aldığı göz önünde bulundurulursa son hali olarak açıklanan taslağın belki de ilk hali, yani hayvan koruma tabirinin yer alması gerektiğine yönelik teklifin sunulmadan, değerlendirilerek çevre koruma başlıklı 129. maddeye eklenmediği halinin açıklanması olasılığı da mümkündür. Hayvan severler ve hayvan hakları dernekleri ile ilgili hayvan koruma kurum ve kuruluşlarının en büyük temennisi resmi açıklama ile toplumun bilgisine sunulacak olan Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesinde daha önce de açıklandığı üzere “hayvanların korunması” ifadesinin yer almış olması hususudur.
HAYVAN KORUMA KANUNUNUN TÜRK CEZA KANUNU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Hayvan Koruma Kanunu daha önce de belirtildiği üzere Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Nitekim, H.K.K. getirdiği yasaklar ve bu yasaklara karşı işlenen hukuka aykırılıkların düzenlemelerine ve de kanunun ihlal edilmesi halinde uygulanacak olan H.K.K madde 28 hükümleri incelendiğinde de görüleceği üzere hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı davranışlar kabahat olarak görülmekte, suç olarak nitelendirilmemektedir. Hayvanlara karşı işlenen fiillerin kabahat olarak değerlendirilerek, bu hukuka aykırılıkların idari para cezası ile yaptırıma bağlanması, bu fiillerin suç olarak görülmemesi hayvan hakları ile ilgili hukuki düzenlemelerin, en başta H.K.K. ve uygulama yönetmeliği gibi, her türlü hayvan hakları mevzuatının uygulanabilirliğini imkansız kılmakta, etkinliğini azaltmakta, yaptırımlarının son derece hafifi idari para cezaları olması hasebiyle de caydırıcılıktan yoksun olmaktadır. Tüm bu sayılanlar göz önüne alınarak Yeni Anayasa Taslağı 129. maddesinin ilk açıklandığı gibi “hayvanların korunması” ifadesine yeniden yer vermesi, H.K.K. bütünüyle iptal edilerek, doğa merkezli (ekocentric) anlayışın hakim olduğu yeni bir Hayvan Hakları Kanununun düzenlenmesi, bununla paralel olarak Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliğinin değiştirilmesi, Deney Hayvanlarının Korunması, Deney Hayvanlarının Üretim Yerleri ile Deney Yapacak Olan Laboratuarların Kuruluş, Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik ile Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair yönetmeliklerin iptal edilerek, 2009 Mart ayı itibariyle AB de hayvan deneylerinin alternatiflerinin olup olmadığı dikkate alınmaksızın yasaklanacak olması hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle Türkiye’de de hayvan deneylerini tamamen yasaklayacak düzenlemelerin getirilmesi, en önemlisi ise yeni oluşturulacak Hayvan Hakları Kanununun mevcut uygulamada olduğu gibi Kabahatler Kanunu kapsamında değil, Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi ve hayvanlara karşı yapılacak hukuka aykırılıkların kabahat değil suç olarak sayılması, Hayvan Hakları Kanununun hükümlerini ihlal eden fiillerin kabahat olarak değil, suç olarak görülmesi, bu suçların yaptırımlarının da yine T.C.K. kapsamında değerlendirilmek suretiyle yaptırımlarının insana karşı işlenen suçlara uygulanacak yaptırımlara bağlanması gerekmektedir. Ancak bu şekilde hayvanlara karşı acımasızca işlenen her türlü suçun önüne geçilebilir ve de hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı fiillerin kabahat olarak değil, suç olarak görülmesi ve de bu suçlara uygulanacak cezai yaptırımların idari para cezası değil ilgili T.C.K.da düzenlenen cezai yaptırımlar olması sonucunda caydırıcılığı söz konusu olacak ve böylece hayvanlara karşı işlenen suçlar tamamen ortadan kaldırılabilecektir.

Tüm bunların olabilmesi, hayvan hakları ve hayvan korumanın tam olarak gerçekleştirilerek amaca ulaşılabilmesi için ise “hayvanların korunması” ifadesinin Yeni Anayasa’da yer alması şarttır. Çünkü ancak bu şekilde hayvanların korunması ve hayvan hakları tam olarak hayata geçirilebilir. Yukarıda da bahsedildiği üzere yeni Hayvan Hakları Kanununun çıkarılması ve buna bağlı gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması, hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı fiillerin kabahat olarak değil, “suç” olarak görülmesi ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların idari para cezası değil, “cezai yaptırım” olması, söz konusu Hayvan Hakları Kanununun Kabahatler Kanunu kapsamında değil Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi ancak hayvan haklarının, tam olarak hayvan hakları şeklinde ifade edilmese bile, “hayvanların korunması” ifadesinin kullanılması suretiyle Anayasa’da yer alarak, Anayasal güvenceye kavuşturulması ile mümkündür.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...