Öne Çıkan Yayın

`Uğurlu` Tavşan Bacağı Vahşeti

TAVŞAN BACAĞI VAHŞETİ İnsanoğlunun hayvanların tüyünden, yününden, özelliklerinden, sütünden, etinden vs. vs. yüzlerce işkence yöntemi...

hayvan haklarının anayasa'da yer alması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvan haklarının anayasa'da yer alması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HAYVAN KORUMA KANUNUNUN TÜRK CEZA KANUNU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ


Hayvan Koruma Kanunu daha önce de belirtildiği üzere Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Nitekim, H.K.K. getirdiği yasaklar ve bu yasaklara karşı işlenen hukuka aykırılıkların düzenlemelerine ve de kanunun ihlal edilmesi halinde uygulanacak olan H.K.K madde 28 hükümleri incelendiğinde de görüleceği üzere hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı davranışlar kabahat olarak görülmekte, suç olarak nitelendirilmemektedir.

Hayvanlara karşı işlenen fiillerin kabahat olarak değerlendirilerek, bu hukuka aykırılıkların idari para cezası ile yaptırıma bağlanması, bu fiillerin suç olarak görülmemesi hayvan hakları ile ilgili hukuki düzenlemelerin, en başta H.K.K. ve uygulama yönetmeliği gibi, her türlü hayvan hakları mevzuatının uygulanabilirliğini imkansız kılmakta, etkinliğini azaltmakta, yaptırımlarının son derece hafifi idari para cezaları olması hasebiyle de caydırıcılıktan yoksun olmaktadır. 

Tüm bu sayılanlar göz önüne alınarak Yeni Anayasa Taslağı 129. maddesinin ilk açıklandığı gibi “hayvanların korunması” ifadesine yeniden yer vermesi, H.K.K. bütünüyle iptal edilerek, doğa merkezli (ekocentric) anlayışın hakim olduğu yeni bir Hayvan Hakları Kanununun düzenlenmesi, bununla paralel olarak Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliğinin değiştirilmesi, Deney Hayvanlarının Korunması, Deney Hayvanlarının Üretim Yerleri ile Deney Yapacak Olan Laboratuarların Kuruluş, Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik ile Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair yönetmeliklerin iptal edilerek, 2009 Mart ayı itibariyle AB de hayvan deneylerinin alternatiflerinin olup olmadığı dikkate alınmaksızın yasaklanacak olması hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle Türkiye’de de hayvan deneylerini tamamen yasaklayacak düzenlemelerin getirilmesi, en önemlisi ise yeni oluşturulacak Hayvan Hakları Kanununun mevcut uygulamada olduğu gibi Kabahatler Kanunu kapsamında değil, Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi ve hayvanlara karşı yapılacak hukuka aykırılıkların kabahat değil suç olarak sayılması, Hayvan Hakları Kanununun hükümlerini ihlal eden fiillerin kabahat olarak değil, suç olarak görülmesi, bu suçların yaptırımlarının da yine T.C.K. kapsamında değerlendirilmek suretiyle yaptırımlarının insana karşı işlenen suçlara uygulanacak yaptırımlara bağlanması gerekmektedir. 

Tavşan çiftliği vahşeti

Ancak bu şekilde hayvanlara karşı acımasızca işlenen her türlü suçun önüne geçilebilir ve de hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı fiillerin kabahat olarak değil, suç olarak görülmesi ve de bu suçlara uygulanacak cezai yaptırımların idari para cezası değil ilgili T.C.K.da düzenlenen cezai yaptırımlar olması sonucunda caydırıcılığı söz konusu olacak ve böylece hayvanlara karşı işlenen suçlar tamamen ortadan kaldırılabilecektir.

Tüm bunların olabilmesi, hayvan hakları ve hayvan korumanın tam olarak gerçekleştirilerek amaca ulaşılabilmesi için ise “hayvanların korunması” ifadesinin Yeni Anayasa’da yer alması şarttır. Çünkü ancak bu şekilde hayvanların korunması ve hayvan hakları tam olarak hayata geçirilebilir. Yukarıda da bahsedildiği üzere yeni Hayvan Hakları Kanununun çıkarılması ve buna bağlı gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması, hayvanlara karşı yapılan hukuka aykırı fiillerin kabahat olarak değil, “suç” olarak görülmesi ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların idari para cezası değil, “cezai yaptırım” olması, söz konusu Hayvan Hakları Kanununun Kabahatler Kanunu kapsamında değil Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi ancak hayvan haklarının, tam olarak hayvan hakları şeklinde ifade edilmese bile, “hayvanların korunması” ifadesinin kullanılması suretiyle Anayasa’da yer alarak, Anayasal güvenceye kavuşturulması ile mümkündür.


UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

anayasa taslağı - 129. maddenin ilk ve son hali - 2. yazı




Şöyle ki, yazılı ve görsel basında yer alan 29.09.2007 tarihli habere göre, bu maddenin düzenlendiği sırada komisyon üyelerinden Devlet Bakanı Nimet Çubukçu hayvan haklarının da Anayasa’da yer alması gerektiği hususuna yönelik fikir belirtti. Akademisyen ve milletvekillerinden oluşan komisyon ise, Türkiye’de bu hususun yer aldığı çok sayıda düzenleme ve en başta da H.K.K. olduğunu dile getirerek itiraz ettiler.

 Bu durumda Nimet Çubukçu yukarıda da örneği verilen temmuz ayında gerçekleşen, işçilerin dere kenarından taşlı ve sopalı müdahalelerle yavru ayıyı döverek öldürdüklerine ilişkin olayı anlatması ve mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanabilirlik bakımından eksik ve de yaptırımlarının pek etkili olmadığı ve de hayvan hakları hususunun Anayasa’da düzenlenmek suretiyle Anayasal güvenceye bağlanmasının hayvan koruma ve hayvan hakları açısından zaruri olduğu ve bu konunun Anayasa’da düzenlenmesi ile ilgili kanunların uygulanabilirliğinin artarak yaptırımların ağırlaştırılabileceği yönündeki beyanlarının üzerine komisyonda bulunanlar gündemde olan bu haberi değerlendirdikten sonra, hayvan haklarının Anayasa’da yer almasının gerekli ve doğru olacağı, hatta bu hususun ayrı bir madde olarak düzenlenmesinin daha yerinde olacağına ilişkin açıklamalarda bulundular. 

Bu konu tartışılırken öğretim üyeleri hayvan haklarına yönelik ayrı bir düzenlemeye gerek olmadığı ve de çevre korunması başlığı altındaki ilgili 129. maddede yer alan “çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesine “hayvanlar” kelimesinin eklenmesi ile “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” şeklinde düzenlenerek hayvan hakları için amaçlanan Anayasal güvencenin getirilebileceği yönünde düşüncelerini belirtmeleri üzerine teklif kabul edildi ve de Yeni Anayasa Taslağı 129. madde yukarıda da belirtildiği üzere “hayvanların korunması” ibaresinin eklenmesi ile ilk kez hayvan hakları Anayasa’da yer almış oldu. 


Yeni Anayasa Taslağının yazılı ve görsel basında açıklanan son haline bakıldığında daha önce de ifade edildiği üzere söz konusu bu hayvanların korunması tabirinin çıkarılmış olduğu görülmektedir. Yeni Anayasa Taslağının resmi olarak açıklanmadığı, yalnızca yazılı ve görsel basında yer aldığı göz önünde bulundurulursa son hali olarak açıklanan taslağın belki de ilk hali, yani hayvan koruma tabirinin yer alması gerektiğine yönelik teklifin sunulmadan, değerlendirilerek çevre koruma başlıklı 129. maddeye eklenmediği halinin açıklanması olasılığı da mümkündür.

Hayvan severler ve hayvan hakları dernekleri ile ilgili hayvan koruma kurum ve kuruluşlarının en büyük temennisi resmi açıklama ile toplumun bilgisine sunulacak olan Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesinde daha önce de açıklandığı üzere “hayvanların korunması” ifadesinin yer almış olması hususudur.


UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

anayasa taslağı - 129. maddenin ilk ve son hali




tavşanlara yönelik eziyetlerin yasaklanması için peta kampanyasına imza atın. imza kampanyası linki video açıklamasında yer almaktadır, sitenin youtube kanalına gidin video başlığına tıklayarak. 

İnsan merkezli (antrpocentric) anlayışla hazırlanan Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesi (ilk hali) her ne kadar doğa merkezli (ekocentric) anlayışla değil, bu anlayışla hazırlansa da yine de hayvan hakları bakımından bu haliyle yasalaşması durumunda bile çok büyük gelişmeler getirmektedir. 

Söz konusu bu taslağın 129. maddesinin ilk halinde “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesi geçmektedir. Böylece yukarıda da değinildiği üzere ilk kez “hayvan koruma” konusu Anayasa çapında düzenlenmektedir ve bu yönüyle de hayvan hakları ile ilgili her türlü hukuki düzenlemelerin, Hayvan Hakları Mevzuatının tam olarak uygulanabilirliğini sağlayacağı, bu düzenlemelere aykırı davranışların yaptırımını ağırlaştıracağı açıkça görülmektedir. 

Buna göre, ilk kez Hayvan Koruma tabiri Anayasa’da yer alarak, hayvan hakları konusunda büyük gelişmeler yaşanmakta ve de ilk kez Hayvan Hakları hususunda Anayasal güvence sağlanmak suretiyle çok önemli bir aşama kat etmektedir.

Yeni Anayasa Taslağının resmi olmasa bile, yazılı ve görsel basında yer alan ilk tam metninde 129. madde yukarıda da belirtildiği gibi, “Hayvan Koruma” tabirini de içermekte olduğu görülmüştü. Kamuoyunda daha sonraki tam metinlerde ise söz konusu bu maddenin “Hayvan Koruma” tabirini içermediği büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle takip edildi.

Yeni Anayasa Taslağı 129. madde (İLK HALİ)

“Devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Hayvanların ve Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.


Yeni Anayasa Taslağı 129. madde (Yeni hali)

Beşinci Kısım

Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler

Çevrenin Korunması

Madde 129
“Devlet herkesin insani gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır.
Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak herkesin ve Devletin görevidir”.

129. maddenin bu iki halinin kıyaslamasının yapılması ile birlikte açık ve net olarak “Hayvan” kelimesinin bu maddeden çıkarıldığı görülmektedir. Böylece maddenin ilk halinde yer alan “Hayvan ve Çevrenin en üst düzeyde korunması” tümcesi tamamen kaldırılmış olmaktadır. Buna göre, maddenin ikinci halinde hayvanlar bu koruma kapsamından çıkarılmıştır. Zaten, hayvan hakları ve çevre hakkı tabirlerinin bilinçli olarak kullanılmayarak doğa merkezli (ekocentric) anlayışın değil, insan merkezli (antropocentric) anlayışı benimsediğini açıkça belli eden bir düzenleme olmasına rağmen, en azından “hayvanlar ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesiyle hayvanları da bu Anayasal güvencenin kapsamında değerlendiren ve böylece hayvanları da koruma altına alarak hayvan severlerin de destek vermesine neden olan bu madde hükmünün, hayvanları söz konusu bu koruma dışında bırakarak hayvan hakkı olarak değil, hayvanları koruma olarak kullanılmış olsa dahi düzenlemede bulunduran bu madde hükmünün değiştirilmiş olduğu görülmektedir.

129. maddenin son halinde “hayvanlar” kelimesinin çıkartılması suretiyle bir tek çevre korunmasına değinerek bir tek çevre korunmasının düzenlenmesi üzücü olmakla birlikte şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Söz konusu bu maddede dikkat çeken bir değişiklik de maddenin ilk halinde yer almamasına rağmen son halinde yer verilen “kalite” terimidir. Buna göre, maddenin son halinde bir eklemeyle “çevrenin iyileştirilmesi” ilk ifadesi, “çevre kalitesinin iyileştirilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeden “hayvanlar” kelimesini çıkartıldığı da göz önüne alınırsa söz konusu bu 129. maddenin başlığından da anlaşıldığı üzere tamamen “çevre koruma” maddesi olarak düzenlenmesi hedeflenmiştir. Yeni Anayasa Taslağının oluşturulması sırasında gerçekleştirilen çalışmalarda “hayvanlar” kelimesi eklenerek daha korumacı ve hayvan koruma amacına hizmet eden bir madde olarak düzenlenmesi ile ilgili kamu oyuna yapılan açıklamalara, yazılı ve görsel basında yer alan bu maddenin oluşumu ve “hayvanlar” kelimesinin maddeye eklenmesi ve böylece çevrenin korunması başlıklı maddenin aynı zamanda hayvanları koruyan bir maddeye dönüştürülmesi ile ilgili açıklamalara göz atılırsa 129. maddenin açıklanan son halinin halinin neden “hayvanlar” terimi çıkarılmak suretiyle hayvan korumanın maddenin kapsamı dışında tutulması durumu çok ilginç ve açıklaması imkansız bir hal almaktadır.



UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

ekocentric anlayış vs antropocentric anlayış

azerbaycan da insan merkezli anlayışı kabul eden ülkelerden 

Doğa merkezli (ekocentric) anlayışın günümüzde hakim olan insan merkezli (antropocentric) anlayıştan daha ilerici ve gelişmiş bir anlayış olduğu açıkça görülmektedir. Buna göre, bu anlayışla ikinci anlayışın ortak yönleri doğanın korunması gerektiği ve doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmesidir. Bu iki anlayışın farklı noktaları ise, insan merkezli anlayışın doğayı insan için korunmaya değer gördüğü, doğa merkezli (ekocentric) anlayışın ise doğayı insan ve onun gereksinimlerinin karşılanması bakımından değil, başlı başına korunmaya değer olduğu için korunması gerektiği hususudur. 

Bu anlayışa göre, insan diğer canlılardan üstün değildir, insan ve diğer canlılar yaratılış bakımından eşittir ve eşit oldukları için de, nasıl ki, insan başka canlılara yararlı olup olmadığı bakımından değerlendirilmemekte ve bu yönüyle korunmamakta ise, aynı şekilde, insan dışı diğer canlılar da insan için yararlı olup olmadıklarına göre değerlendirilerek korunmamalı bu hususlara bakılmaksızın, sırf var oldukları, başlı başına bir değer oldukları için korunmalıdırlar. 

Bu noktada yine hayvan koruma açısından hem Hayvan Koruma Kanunun adının incelenmesi ile hem de diğer her türlü hayvan koruma konusundaki hukuki düzenlemelere dikkat edildiğinde insan merkezli (antropocentric) anlayışın hakim görüş olması hasebiyle hayvanlar insanlar için korunmaya değer görülen canlılar olarak kabul edildiği için “Hayvan Haklarından” değil, “Hayvan Koruma” ifadesinden söz edildiği görülür. Yine hem A. madde 56, hem de yeni Anayasa taslağı 129. maddede hakim anlayış ikinci – insan merkezli anlayış olarak kabul edildiği için hayvan hakları terimi değil, hayvan koruma terimi kullanılmak suretiyle hayvanların tıpkı insanlar gibi hakları olan varlıklar değil, ancak korunması gereken varlıklar olarak değerlendirildiği, bu hususun vurgulandığı görülmektedir.

 Oysa ki üçüncü anlayışın – doğa merkezli (ekocentric) anlayışın hakim olacağı her hangi bir hukuki düzenlemede hayvanlar ve insanlar yaradılışsal bakımdan eşit varlıklar olarak kabul edileceği için, hayvanlar, doğa ve çevre insan için oluşturulmuş varlıklar olmadığı görüşü hakim olacağı için, nasıl ki, insan korumadan değil, insan haklarından söz ediliyorsa, aynı şekilde, hayvan korumadan değil, hayvan haklarından söz edilecek ve de her türlü hukuki düzenlemede hayvan koruma tabiri kaldırılarak, hayvan hakları tabiri kullanılacaktır.

 Bu noktada hayvan hakları tabirinin hayvan koruma tabirinden son derece farklı ve çok daha kapsamlı olduğu görülmektedir. Buna göre, hayvan hakları ile kastedilen hayvanların başlı başına değerli ve bu yönleriyle aynı insanlar gibi hakları olduğu hususları kabul edilecektir. Bu noktada yapılması gereken ise, öncelikle Hayvan Koruma Kanununun adının değiştirilerek Hayvan Hakları Kanunu olarak yeniden düzenlenmesi, Yeni Anayasa Taslağının 129. maddesinde ise yer alması durumunda Hayvan Koruma değil de, Hayvan Hakları tabirinin kullanılması bu bakımdan amaca ve söz konusu bu anlayışa uygun olacaktır.


UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

insan merkezli görüş vs ben merkezli görüş

ayasofya kedisi. hala o bölgede mi diye merak etmekteyim. 

İnsan merkezli (antropocentric) anlayışla ben merkezli (egocentric) anlayışın ortak yönü her iki anlayışın da insanın diğer varlıklardan üstün olduğunu, en önemli, değerli ve korunmaya değer varlığın insan olduğu görüşünü kabul etmesidir. 

En temel benzer yönleri bu olmakla birlikte, ayrıştıkları ve bu yönüyle de günümüz anlayışında insan merkezli görüşün esas alınmasına sebep olan farklılıkları ise şu noktada ortaya çıkmaktadır. Ben merkezli (egocentric) anlayış doğayı insan için yaratılmış olarak görmekte ve de bu yönüyle insan ihtiyaçları için sınırsız olarak yararlanılabilecek kaynak olarak kabul etmekte ve de korunmaya değer bulmamaktadır. 

İnsan merkezli (antropocentric) anlayış ise, her ne kadar ilk anlayış gibi insanı üstün varlık olarak kabul etse de, tam da bu noktada insanların daha üstün olması hasebiyle rahat yaşayabilmesi, korunabilmesi, refahı ve iyi bir doğa ve çevrede yaşayabilmesi için insan dışı varlıkları ve çevreyi korunmaya değer bulmaktadır. Doğanın ve çevrenin korunması gerektiği noktasında bu iki anlayışın farklılıkları ortaya çıkmaktadır. 

Buna göre, ilk anlayış doğanın korunması gerektiğini ve korunmaya değer olduğunu kabul etmemekte, ikinci anlayış ise, doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmektedir. Her ne kadar doğayı ve çevreyi sırf insanların daha iyi yaşaması ve sırf insanlar için korunmaya değer bulsa da, bu görüş de diğer üçüncü doğa merkezli görüş gibi doğanın korunması gerektiğini, korunmaya değer olduğunu kabul etmesi bakımından önemlidir.

UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ


hayvan korumada 3 temel anlayış - antrpocentric - egocentric - ekosantrik

  • Yeni Anayasa Taslağı madde 129 (ilk hali) da maalesef tüm bu olumlu yönlerine rağmen insan merkezli (antrpocentric) anlayışla oluşturulmuştur. Çünkü bu maddede de çevre ve hayvanların korunmasının yine 82 Anayasa’sı 56. maddede olduğu gibi insanların iyi bir çevrede yaşayabilmesi için gerekli tüm tedbirler alınır denmek suretiyle insanlar için var olduğu hasebiyle korunmaya değer olduğu görüşünün hakim olduğu görülmektedir.
  • Halbuki hayvanların insanlar için yaratılmadıkları, kendi varlıklarının bilincinde oldukları ve başlı başına korunmaya değer oldukları görüşüne – doğa merkezli – ekosantrik görüşe göre düzenlenmesi hayvan hakları ve çevre hakkı bakımından son derece ilerici ve gelişmiş bir madde ortaya çıkmasını sağlardı.
  • Bu anlayış doğanın insan için var olduğu, insanın doğadaki en üstün varlık olduğu ve doğanın kendisi için değil, insan için var olması hasebiyle korunmaya değer olduğu, sırf bu nedenle korunması gerektiği anlayışını yıkma amacıyla doğmuştur. Buna göre, bu anlayışın temelini  “ insanlar da dahil, tüm varlıkların yeryüzündeki yaşam topluluğunun eşit düzeydeki öğeleri olduğu, insan türünün diğerlerinden üstün olmadığı” hususu oluşturmaktadır.
  • Bir de çok uzun yıllar benimsenerek kabul gören anlayış vardır ki, bu da ben merkezli (egocentric) anlayıştır. Bu anlayışa göre, insan yeryüzünde en üstün varlıktır ve bu üstün varlık istediğini yapmakta serbesttir, doğayı istediği gibi kullanabilir, bu yolda da kendisi için herhangi bir sınırlama söz konusu olamaz. Bu anlayışın tamamen geçerliliğini yitirdiği ve artık kullanılabilirliğinin kalmadığı görülebilir.
  • Günümüzde bu üç anlayıştan insan merkezli (antropocentric) anlayışın kabul gördüğü ve hukukta her alanda bu ilkenin benimsendiği görülür. Buna göre, doğa ve çevre, yani insan dışı her unsur insanın yaşamını sürdürebilmesi için korunmaya değerdir, korunmalıdır. Bu anlayışta her ne kadar ben merkezli (egocentric) anlayıştan farklı olarak doğa ve çevre korunmaya değer olarak kabul edilse de, bu anlayışta önemli unsur doğanın ve çevrenin insanların yararları için korunması gerektiğidir. 82. A. madde 56 ve Yeni Anayasa Taslağı madde 129 un oluşturulmasında temeL alınan anlayış insan merkezli (antropocentrik) anlayıştır.

UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

YENİ ANAYASA TASLAĞI VE HAYVAN HAKLARI - 129. madde ilk hali


YENİ ANAYASA TASLAĞI VE HAYVAN HAKLARI

Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki Anayasa Komisyonunun hazırladığı Anayasa taslağının 129. maddesinin “Hayvan Koruma” terimini de içereceği ve böylece Türk Hukuk Tarihinde ilk defa hayvan koruma konusunun Anayasa’da yer alacağı, bu şekilde de hayvan koruma hususunun ilk kez Anayasal güvenceye kavuşturulacağı kamuoyuna açıklanmıştı.

İlk açıklamalara göre ve taslağın bir bölümünün yayınlanması ile Yeni Anayasa taslağının 129. maddesinin ilk hali bu şekildeydi:



YENİ ANAYASA TASLAĞI 129. MADDE (İLK HALİ)

“Devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Hayvanların ve Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.

Bu maddenin içeriği çevre hakkı ve hayvan hakları bakımından, görüldüğü üzere 82 Anayasa’sı ile mukayese edildiğinde çok daha ilerici ve geniş kapsamlıdır. Bu yönüyle de özellikle çevreciler ve hayvan severlerin son derece haklı takdirini kazanmıştı.

82 ANAYASA’SI 56. MADDE:

“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir”.

Öncelikle, Yeni Anayasa taslağının ilk açıklanan halinde yer alan 129. maddede 82 Anayasa’sı madde 56dan farklı olarak, çevre hakkı daha geniş ve kapsamlı düzenlenmiş, en önemlisi 82 A.56. maddeden farklı olarak çevre konusu yeni Anayasa taslağında başlı başına bir madde olarak yer almaktadır. 82 A. madde 56. her ne kadar çevre konusu düzenlenmiş olarak Türkiye’yi çevre konusuna Anayasa’sında yer veren ülkeler arasına girmesine sebep olsa da başlı başına düzenlenmemiş, 8. kısım - Sağlık, çevre ve konut başlıklı kısmın, A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması başlıklı bölümünün altında yer almaktaydı. Bu da çevre hakkı ve korunmasına gereken değerin tam olarak verilmediğinin göstergesiydi. Buna rağmen, yine de ilk kez çevre hakkı ve korunmasına dolaylı da olsa yer vererek Anayasal güvenceye bağlaması bakımından önemliydi. Yeni Anayasa Taslağının ilk halinde yer alan 129. madde çevre hakkı ve korunmasına yer vermek suretiyle bu yönüyle daha çevre bakımından daha ilerici bir Anayasal güvencenin temin edildiğini göstermesi açısından önemliydi.

Bir diğer önemli husus ise, sürdürülebilir kalkınma teriminin ilk kez Anayasa’ya girmesidir. Bu da yine çevre koruma ve hakkı alanında atılmış çok önemli adımlardan biridir. Böylece sürdürülebilir kalkınmanın önemi bir kez daha ve de Anayasa’da vurgulanacak ve de bu ilkenin gerçekleştirilmesi ve bir hedef ve amaç olarak her alanda göz önünde bulundurulmasını sağlaması bakımından çok yerine ve yaptırım sağlayıcı ve vurgulayıcı olacaktır.

Bu maddenin getirdiği en önemli, en sevindirici ve en çarpıcı husus ise tabi ki, HAYVAN KORUMA ifadesinin bu madde bağlığı altında yer alarak düzenlenmesidir. Bu hayvan koruma tabirinin kullanılması ile hayvan koruma konusu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ilk kez bir Anayasa kapsamında düzenlenmek suretiyle sadece Türk Hukuk Tarihinde değil, Dünya Hukuk Tarihinde de ilk kez Anayasa’ya girmiş olacak ve bu yönüyle de ilk kez hayvan hakları ve hayvan koruma Anayasal çapta düzenlenerek Anayasal güvenceye kavuşturulacaktı. 

UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

ANAYASA'SINDA ÇEVRE HAKKI TERİMİ BULUNAN ÜLKELER


  • Anayasa’sında hayvan koruma ve çevre hakkına yer veren ülkelerde bile Anayasa’da ilgili maddede hayvan koruma teriminin tam olarak geçmediğini, daha çok “çevre hakkı” deyimi kullanılmak suretiyle düzenleme yoluna gidildiği gözlemlenmektedir. 
  • Anayasa’sında dolaylı olarak da olsa hayvan koruma konusunu düzenleyen ülkelerin neden açık ve net olarak “hayvan koruma” tabirini kullanmaktan kaçınarak bunun yerine “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapması gerçeği göz ardı edilemez. 
  • Bu ülkelerin Anayasa’larında “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapmasının nedeni çevre kelimesini doğayı ve dolayısıyla doğada bulunan canlıları kapsadığı şeklinde açıklanabilir. 
  • Buna göre, çevre kelimesi zaten içinde hayvanları da barındırdığı için hayvan koruma konusunun Anayasa’da ayrı bir madde olarak veya çevre hakkı başlığı içinde bir deyim olarak geçirilmesine gerek yoktur ve çevre hakkı ve koruması deyimi kullanılmak suretiyle zaten hayvan koruma hususu da düzenlenmekte ve böylece hayvan koruma ve hayvan hakları da Anayasal güvenceye kavuşturulmuş olmaktadır.
  • Anayasa’sında çevrenin korunmasına yönelik düzenleme yapan ülkelere İspanya, Portekiz, Bulgaristan, Macaristan, Brezilya, Peru, ABD’nin bazı eyaletleri (İllinois, Pennsylvania, Massachussetts, Rhode İsland, Texas) örnek olarak verilebilir. Bu ülke Anayasa’larının ortak özelliği çevre hakkı ve çevre korunması terimlerine açıkça yer vermiş olmalardır.
  •  Buna göre, söz konusu bu Anayasa’larda “herkes çevre hakkına sahiptir” veya “çevre korunması” gibi tabirler doğrudan kullanılmak suretiyle Anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

UYARI: bu metin "earthlings" müstear adını kullanan, gerçek kişi hayvan hakları savunucusu olan Ankara Hukuk mezunu hukukçunun hayvan haklarına yönelik 2008 tarihli hukuki çalışmasından alıntıdır. Tüm hakları mahfuzdur. Yalnızca hak sahibi olarak earthlings bu metinden yararlanabilir, kullanabilir, alıntılayabilir ve yayınlayabilir. Earthlings müstear adlı gerçek kişi hariç, kimse bu blog’da yer alan bu metinleri kullanamaz. Bu metin tamamen ve kısmen hiç bir şekilde alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz, kullanılamaz. Hukuka aykırı davranılarak alıntılanması ve başka herhangi bir mecrada yayınlanması halinde yasal yollara başvurulacaktır. 
Staj bitim tezinin tamamı bu linkte: AVUKATLIK STAJ BİTİM TEZİ

ankara'da tecavüz edilen, beli kolu kırılıp öldürülen tavşan olayına dair güncel bilgiler

bu olay beni çok fazla etkiledi, bu kadar üzüldüğüm olay azdır, bir bu can, bir de azerbaycan'da bir köpeğin dövülerek öldürülmesi - bu iki olay beni mahvetti. rabb'imden en büyük dileğim bu canı bu hale getiren o aşağılık çocuğun bu candan bin kat beter duruma gelmesi, bunu tüm kalbimle diliyorum rabb'imden. inşallah, duam kabul olur allah (c.c.) katında. bu aşağılık çocuğun şerrinden kurtulması mümkün değil zira başka türlü, bu hayvanların. yaptırımsız kalmanın verdiği cesaret ve teşvikle, bu insanlık defosu çöplük çocuğun hayvana yönelik işkence, eziyet, tecavüz ve her türlü vahşetine devam ettiğinden kriminoloji uzmanı bir hukukçu olarak eminim. bu arada tekrar belirteyim hkk kabahatler değil, tck kapsamında olsa bu aşağılık çocuk yaptırımsız bırakılmazdı. 


  • hatırlanacağı üzere geçtiğimiz sene ankara'da böyle bir menfur olay yaşanmıştı: ANKARA'DA TECAVÜZ EDİLEN, BELİ VE KOLLARI KIRILARAK ÖLDÜRÜLEN TAVŞANA DAİR ŞİKAYET DİLEKÇESİ
  • ilk aşamada olayın tanığı medar hanım'ın orman ve su müdürlüğüne bizzat giderek yaptığı şikayet bu kurum tarafından değerlendirilmemiş, tipik memur zihniyeti ile baştan savma davranılmış, olayla ilgilenilmemişti bile.
  • olaydan haberdar olunca hemen linkteki şikayet dilekçesi tarafımdan hazırlanmış ve yoğun katılımla şikayet yoluna gidilmişti, bunun üzerine toplumda infial oluştuğu için bu kurum bir zahmet konuyla ilgilenmeye başlamıştı. şimdi sorun şurada, bir kanunun uygulanması, hele de bu kanun baştan sona bir canlının yaşam hakkını ilgilendiriyorsa, idari kurumlara-tipik memur zihniyetlilere verilmez. bu kanunun uygulanacağı yer mahkeme olmalı, adli kurumlar olmalı. çünkü bu memur zihniyetliler, sürekli bu kanunu uygulamaktan kaçınmakta, sorumluluk almamakta, memur oldukları için, bir an önce bilgisayar oynayarak, örgü örerek, sohbet ederek akşam 16:30 olsun de eve kaçayım, düşüncesizliği içindeler ve canların yaşam hakkı ihlalleri ile zerre ilgilenmemekteler, bir tavşanın tecavüz edilerek, beli ve kolları kırılarak öldürülmesi olayı ise, bunlar için "akşam ne yemek pişirsem" düşüncesi kadar bile önemli değil, bu varlıkların günlük yaşam akışında en son yerde bile değil. bu yüzden yıllardır belirttiğim üzere bir an önce yapılması gereken hkk'nun tck'ya alınması ve hayvan hakları ibaresinin anayasa'da yer alması. bu iki husus düzenlene kadar hayvan hakları ihlalleri artarak devam edecek, canlara yönelik ihlaller yaptırımsız kalacak.
  • şimdi bu olayla ilgili şikayet sonuca bağlanmadı. gerekçeleri aşağıda yer almakta, yukarıda belirtilen sorundan kaynaklı bir memur umursamazlığı yüzünden bu vahşet yaptırımsız kaldı. çünkü bu kadın ve oğlunun telefonuna ulaşamadılar, hat kapanmış (gsm şirketinden bu kapanmış olan hat sahibinin adres ve kişisel bilgilerini almak çok zormuş gibi) ve kadının tavşanın alınması için hayvanseverlere verdiği adres de yanlış çıkmış (kadın yanlış adres söylemiş tavşanı almak için gelecek olan hayvanseverlere, bir ceza almamaları korkusuyla, hayvanseverler eve doğru yoldayken, apar topar arayıp tavşanı taksi durağına bıraktığını belirtmiş bu pisliğin annesi çöplük kadın, hayvanseverler bu tavşanı taksi durağından alıp kliniğe götürmüşler, bu yüzden bu çöplük kadının verdiği adres yanlış, ancak yine belirttiğim gibi sanki bu aşağılık kadın ve geberesice oğlunun adreslerini karakol ve gsm şirketinden tespit etmek, bu çocuk özel öğrenim gördüğü için adı sanı belli olan bu pedofillere denk gelesicenin okuduğu özel okuldan bilgilerini (adres ve kişisel) almak çok zormuş gibi, sonuçta ankara'da en fazla 2 özel durumlular için eğitim veren okul vardır, 50 tane değil, bu 2 - 3 okuldan 12-13 yaşlarında y...p adlı bu pislik çocuğu bulmak muhtemelen bu dünyadaki en kolay iş, ama tembel yetkililer bunu yapmamakta, rahatlarını bozmamaktalar).
  • sonuç olarak aylar önce yoğun katılımla internet üzerinden ve ıslak imzalı olarak şahsen/bizzat/elden teslim ettiğimiz en üstteki şikayet dilekçemize hiçbir yanıt gelmeyince, altta ilk sıradaki görselde yer alan yeni şikayeti yaptık (hadi, artık bir zahmet şikayetimizi değerlendirin, şeklinde), yerel hayvan koruma görevlisi arkadaşımla. 
  • bu şikayete de alttaki abuk subuk, vicdan sahibi gerçek insanlar tarafından verilmeyecek yanıtlar geldi. bizler bu kadar çabalarken bu olaya yaptırım uygulansın, tavşanın hakkı aransın diye, yaptırım uygulamaya yetkili makamların bu saçma sapan yanıtları insanı gerçekten çok üzüyor, zira o kadar anlamsız, yalan, çabasız, sudan sebepler ki, insan dehşete kapılıyor. kolayca bu çocuk ve annesinin kişisel ve adres bilgileri bu kurumlar tarafından öğrenile/tespit edilebilecekken, bu yapılmıyor, bu canın tüm vebali görevini savsaklayan bu şahısların üzerindedir. olaya yaptırım uygulanmaması sizi de rahatsız ediyorsa, alttaki başvuru metnini siz de BİMER BAŞVURU şuradan gönderip, bu kurumları bir kez daha yaptırım uygulamaya, bu anne ve çocuğun adres ve kişisel bilgilerini tespit ettirmeye zorlayın.



Hayvana sahibi tarafından eziyet edilmesi

hem sözlükteki hayvan haklarıyla ilgili entrylerimin, hem de kendisine özgü yazılarımın yer aldığı hayvan hakları blogumda "ankara eziyet eden hayvan sahibi ihbar" şeklinde anahtar kelimelerle hayvana sahibi tarafından eziyet edilmesi başlıklı yazıma ulaşıldığını görünce, konunun ehemiyeti gereği tekrar vurgulamak istediğim hayvan haklarıyla ilgili en önemli hususlardan birisi.
1.bilindiği üzere sahipli bir hayvana 3. bir kişinin kötü muamelesi halinde söz konusu hayvan sahibi t.c.k. madde 151/2 uyarınca cezai dava ve hukuk davası açarak, bu embesilin hem cezai yaptırıma tabi tutulmasını, hem de manevi tazminat ödemesini sağlayabilir.
2. sahipsiz bir hayvana bir kişinin kötü muamelesi halinde h.k.k. madde 14/a gereği madde 28'deki hükümler uygulanır ve bu embesile de idari para cezası verilir. dilekçe örneği linkte: sahipsiz hayvana eziyet edenleri şikayet
bu husus çok önemli: sahipsiz hayvanlar t.c.k.değil, kabahatler kanununu kapsamında - h.k.k. çerçevesinde değerlendirildiği için sahipli hayvanlara uygulanan yaptırımlar bu canlara eziyet edenlere uygulanmaz. sahipli hayvanlara eziyet edenlere hapis, adli para cezasi gibi cezai yaptırımlar uygulanır, suç kesinleşince adli siciline kaydedilir.
ancak sahipsiz hayvanlar sözkonusu olduğunda bu cezai yaptırımlar uygulanmaz, idari para cezasına hükmedilir, adli siciline de suç işlenmez.
ancak: bir kimsenin yalnızca idari para cezası ödeyeceği düşüncesiyle sahipsiz canlara eziyet etmeği mutat hale getirmesi, örneğin 2. kez yine sahipsiz hayvana eziyet etmesi, bu suçu üst üste işlemesi halinde artık idari para cezası değil, kamu düzenini bozma suçundan cezai yaptırım uygulanması söz konusu olur.
buna göre, herhangi bir embesil "zaten idari para cezası ödüyorum, parasını öder, hayvanlara tecavüz ederim, öldürürüm, eziyet ederim" demesi ve bunu uygulaması mümkün değildir, bu durumda artık cezai yaptırımlar devreye girer söz konusu embesilin kamu düzenini bozduğu gerekçesi ile. bu nedenle sürekli sokak hayvanalrına eziyet eden, bu sahipsiz canlara eziyet etmeği alışkanlık haline getirenleri savcılığa, karakola ihbar edebilir, cezai yaptırıma tabi tutulmasını sağlayabilirsiniz. yani, tamamen elimiz kolumuz bağlı değil sahipsiz canlar konusunda. bu şekilde bir hüküm öngörmüş kanunkoyucu.
3. bir sahipli hayvana bizzat sahibi tarafından eziyet edilmesi. işte bu nokta çok önemli. çünkü çoğunlukla evde, bahçede gerçekleştiği ve de bizzat sahibi olduğu için çevresi bunu farketmez, farketmek çok zordur yada farketse bile karışmak istemez.
ancak, h.k.k. madde 14 ve m. 24 ve de m. 28 bu durum için yaptırımlar öngörmüştür.
bir hayvana sahibi tarafından eziyet edilmesi halinde madde 14/a hükmüne aykırılıktan madde 24 ve madde 28 hükümleri uygulanır. buna göre, kendi hayvanına eziyet eden embesilötesine
1.idari para cezası verilir.
2. bir daha hayvan sahiplenmesi engellenir.
3. hayvana el konur, hayvan rehabilite edilerek sahiplendirilir.
bu yaptırımların uygulanabilmesi için hayvanına eziyet eden embesilin adı, soyadı, açık adresi ile birlikte bulunduğunuz ilin orman ve su işleri müdürlüğüne müracaat etmeniz gerekmektedir.
bu durumlarla karşılaştığınızda başınızı çevirip gitmemeniz, bu vahşeti ihbar etmeniz bir canın yaşamını kurtaracaktır. merak etmeyin, orman ve su işleri müdürlüğü kimliğinizi gizli saklar ve yalnızca "bir ihbar aldık" diye söz konusu embesile gerekli yaptırımları uygular, incelemelerden sonra.
çoğunlukla zaten hassas olan bu konu dikkatlice değerlendirilir ve söz konusu can kurtarılır.
dilekçe örneği linkte: kendi hayvanına eziyet edenleri şikayet

ilaveten, bu entryyi yazmama sebep olan, hayvana sahibinin eziyet ettiğini görerek, canın kurtarılmasına vesile olmak için google'da anahtar kelimelerle arama yapıp benim ilgili yazıma ulaşan o gerçek insana da takdirlerimi ve tebriklerimi bildiririm bu duyarlılığından ötürü.

hayvan haklarının anayasa'da yer alması - 5.

2007 tarihinde prof.dr. ergun özbudun başkanlığındaki komisyonun hazırladığı, üzerinde uzlaşmaya varılmayınca iptal edilen anayasa taslağında hayvansever bakanlardan osman pepe ve nimet çubukçu'nun etki ve baskılarıyla yer almış olmasını gözönüne aldığımızda, halihazırda yeni taslağın yazımına başlamış bulunan komisyonda da bu tür hayvansever insanların bulunduğunu ve toplumun hayvan haklarına yönelik hassasiyet ve taleplerini dikkate alarak yeni anayasa taslağında da yer alacağını umut ettiğimiz, hayvan hakları adına hayati ehemiyeti bulunan konu.

yeni anayasa taslağı 129. madde (ilk hali)
“devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.
yeni anayasa taslağı 129. madde (yeni hali)
beşinci kısım
çevrenin korunması ve milli servetlere ilişkin hükümler
çevrenin korunması
madde 129
“devlet herkesin insani gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır.
çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.

129. maddenin bu iki halinin kıyaslamasının yapılması ile birlikte açık ve net olarak “hayvan” kelimesinin bu maddeden çıkarıldığı görülmektedir. böylece maddenin ilk halinde yer alan “hayvan ve çevrenin en üst düzeyde korunması” tümcesi tamamen kaldırılmış olmaktadır. buna göre, maddenin ikinci halinde hayvanlar bu koruma kapsamından çıkarılmıştır. zaten, hayvan hakları ve çevre hakkı tabirlerinin bilinçli olarak kullanılmayarak doğa merkezli (ekocentric) anlayışın değil, insan merkezli (antropocentric) anlayışı benimsediğini açıkça belli eden bir düzenleme olmasına rağmen, en azından “hayvanlar ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesiyle hayvanları da bu anayasal güvencenin kapsamında değerlendiren ve böylece hayvanları da koruma altına alarak hayvan severlerin de destek vermesine neden olan bu madde hükmünün, hayvanları söz konusu bu koruma dışında bırakarak hayvan hakkı olarak değil, hayvanları koruma olarak kullanılmış olsa dahi düzenlemede bulunduran bu madde hükmünün değiştirilmiş olduğu görülmektedir.

129. maddenin son halinde “hayvanlar” kelimesinin çıkartılması suretiyle bir tek çevre korunmasına değinerek bir tek çevre korunmasının düzenlenmesi üzücü olmakla birlikte şaşırtıcı ve düşündürücüdür. söz konusu bu maddede dikkat çeken bir değişiklik de maddenin ilk halinde yer almamasına rağmen son halinde yer verilen “kalite” terimidir. buna göre, maddenin son halinde bir eklemeyle “çevrenin iyileştirilmesi” ilk ifadesi, “çevre kalitesinin iyileştirilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. maddeden “hayvanlar” kelimesini çıkartıldığı da göz önüne alınırsa söz konusu bu 129. maddenin başlığından da anlaşıldığı üzere tamamen “çevre koruma” maddesi olarak düzenlenmesi hedeflenmiştir. yeni anayasa taslağının oluşturulması sırasında gerçekleştirilen çalışmalarda “hayvanlar” kelimesi eklenerek daha korumacı ve hayvan koruma amacına hizmet eden bir madde olarak düzenlenmesi ile ilgili kamu oyuna yapılan açıklamalara, yazılı ve görsel basında yer alan bu maddenin oluşumu ve “hayvanlar” kelimesinin maddeye eklenmesi ve böylece çevrenin korunması başlıklı maddenin aynı zamanda hayvanları koruyan bir maddeye dönüştürülmesi ile ilgili açıklamalara göz atılırsa 129. maddenin açıklanan son halinin halinin neden “hayvanlar” terimi çıkarılmak suretiyle hayvan korumanın maddenin kapsamı dışında tutulması durumu çok ilginç ve açıklaması imkansız bir hal almaktadır.

şöyle ki, yazılı ve görsel basında yer alan 29.09.2007 tarihli habere göre, bu maddenin düzenlendiği sırada komisyon üyelerinden devlet bakanı nimet çubukçu hayvan haklarının da anayasa’da yer alması gerektiği hususuna yönelik fikir belirtti. akademisyen ve milletvekillerinden oluşan komisyon ise, türkiye’de bu hususun yer aldığı çok sayıda düzenleme ve en başta da h.k.k. olduğunu dile getirerek itiraz ettiler. bu durumda nimet çubukçu yukarıda da örneği verilen temmuz ayında gerçekleşen, işçilerin dere kenarından taşlı ve sopalı müdahalelerle yavru ayıyı döverek öldürdüklerine ilişkin olayı anlatması ve mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanabilirlik bakımından eksik ve de yaptırımlarının pek etkili olmadığı ve de hayvan hakları hususunun anayasa’da düzenlenmek suretiyle anayasal güvenceye bağlanmasının hayvan koruma ve hayvan hakları açısından zaruri olduğu ve bu konunun anayasa’da düzenlenmesi ile ilgili kanunların uygulanabilirliğinin artarak yaptırımların ağırlaştırılabileceği yönündeki beyanlarının üzerine komisyonda bulunanlar gündemde olan bu haberi değerlendirdikten sonra, hayvan haklarının anayasa’da yer almasının gerekli ve doğru olacağı, hatta bu hususun ayrı bir madde olarak düzenlenmesinin daha yerinde olacağına ilişkin açıklamalarda bulundular. bu konu tartışılırken öğretim üyeleri hayvan haklarına yönelik ayrı bir düzenlemeye gerek olmadığı ve de çevre korunması başlığı altındaki ilgili 129. maddede yer alan “çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesine “hayvanlar” kelimesinin eklenmesi ile “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” şeklinde düzenlenerek hayvan hakları için amaçlanan anayasal güvencenin getirilebileceği yönünde düşüncelerini belirtmeleri üzerine teklif kabul edildi ve de yeni anayasa taslağı 129. madde yukarıda da belirtildiği üzere “hayvanların korunması” ibaresinin eklenmesi ile ilk kez hayvan hakları anayasa’da yer almış oldu. yeni anayasa taslağının yazılı ve görsel basında açıklanan son haline bakıldığında daha önce de ifade edildiği üzere söz konusu bu hayvanların korunması tabirinin çıkarılmış olduğu görülmektedir. yeni anayasa taslağının resmi olarak açıklanmadığı, yalnızca yazılı ve görsel basında yer aldığı göz önünde bulundurulursa son hali olarak açıklanan taslağın belki de ilk hali, yani hayvan koruma tabirinin yer alması gerektiğine yönelik teklifin sunulmadan, değerlendirilerek çevre koruma başlıklı 129. maddeye eklenmediği halinin açıklanması olasılığı da mümkündür. hayvan severler ve hayvan hakları dernekleri ile ilgili hayvan koruma kurum ve kuruluşlarının en büyük temennisi resmi açıklama ile toplumun bilgisine sunulacak olan yeni anayasa taslağının 129. maddesinde daha önce de açıklandığı üzere “hayvanların korunması” ifadesinin yer almış olması hususudur.

not: bu entry hayvan haklarına yönelik avukatlık staj bitim çalışmamdan alıntıdır. tüm hakları tarafıma aittir. tam kaynak (ekşisözlük, nick ve tarih) belirtilmeden alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz.
önemli: bu hukuki çalışmamdan konuyla ilgili bölümleri alıntılayarak entry olarak yayınlama nedenim ülkedeki herkesin hemen hemen her konuda ekşisözlüğe başvurması, referans alması hususunu gözönünde bulundurarak, komisyon üyelerinin ve genel olarak her açıdan yeni anayasa çalışmalarına katkıda bulunanların sözlüğe müracaat etmeleri halinde bu konuyla karşılaşıp bilgi edinmesi içindir.
yoksa, bu uzunlukta ve yoğun hukuki içeriğe sahip, hukuki dille yazılmış entrylerin herkese hitap etmeyeceğinin ve konuyla ilgili olmayanlar tarafından okunmayacağının farkındayım.




HAYVAN HAKLARININ ANAYASA'DA YER ALMASI - 4.


prof.dr.ergun özbudun başkanlığında hazırlanmış bulunan 2007 tarihli anayasa taslağında yer almış olması bakımından, söz konusu anayasa taslağından sonradan vazgeçilip rafa kaldırılsa da, hayvan hakları adına hayvan hakları savunucularını umutlandırmıştı.

öncelikle, yeni anayasa taslağının ilk açıklanan halinde yer alan 129. maddede 82 anayasa’sı madde 56dan farklı olarak, çevre hakkı daha geniş ve kapsamlı düzenlenmiş, en önemlisi 82 a.56. maddeden farklı olarak çevre konusu yeni anayasa taslağında başlı başına bir madde olarak yer almaktadır. 82 a. madde 56. her ne kadar çevre konusu düzenlenmiş olarak türkiye’yi çevre konusuna anayasa’sında yer veren ülkeler arasına girmesine sebep olsa da başlı başına düzenlenmemiş, 8. kısım - sağlık, çevre ve konut başlıklı kısmın, a. sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması başlıklı bölümünün altında yer almaktaydı. bu da çevre hakkı ve korunmasına gereken değerin tam olarak verilmediğinin göstergesiydi. buna rağmen, yine de ilk kez çevre hakkı ve korunmasına dolaylı da olsa yer vererek anayasal güvenceye bağlaması bakımından önemliydi. yeni anayasa taslağının ilk halinde yer alan 129. madde çevre hakkı ve korunmasına yer vermek suretiyle bu yönüyle daha çevre bakımından daha ilerici bir anayasasal güvencenin temin edildiğini göstermesi açısından önemliydi.

bir diğer önemli husus ise, sürdürülebilir kalkınma teriminin ilk kez anayasa’ya girmesidir. bu da yine çevre koruma ve hakkı alanında atılmış çok önemli adımlardan biridir. böylece sürdürülebilir kalkınmanın önemi bir kez daha ve de anayasa’da vurgulanacak ve de bu ilkenin gerçekleştirilmesi ve bir hedef ve amaç olarak her alanda göz önünde bulundurulmasını sağlaması bakımından çok yerine ve yaptırım sağlayıcı ve vurgulayıcı olacaktır.

bu maddenin getirdiği en önemli, en sevindirici ve en çarpıcı husus ise tabi ki, hayvan koruma ifadesinin bu madde bağlığı altında yer alarak düzenlenmesidir. bu hayvan koruma tabirinin kullanılması ile hayvan koruma konusu sadece türkiye’de değil, tüm dünyada ilk kez bir anayasa kapsamında düzenlenmek suretiyle sadece türk hukuk tarihinde değil, dünya hukuk tarihinde de ilk kez anayasa’ya girmiş olacak ve bu yönüyle de ilk kez hayvan hakları ve hayvan koruma anayasal çapta düzenlenerek anayasal güvenceye kavuşturulacaktı.
yeni anayasa taslağı madde 129 (ilk hali) da maalesef tüm bu olumlu yönlerine rağmen insan merkezli (antrpocentric) anlayışla oluşturulmuştur. çünkü bu maddede de çevre ve hayvanların korunmasının yine 82 anayasa’sı 56. maddede olduğu gibi insanların iyi bir çevrede yaşayabilmesi için gerekli tüm tedbirler alınır denmek suretiyle insanlar için var olduğu hasebiyle korunmaya değer olduğu görüşünün hakim olduğu görülmektedir.
halbuki hayvanların insanlar için yaratılmadıkları, kendi varlıklarının bilincinde oldukları ve başlı başına korunmaya değer oldukları görüşüne – doğa merkezli – ekosantrik görüşe göre düzenlenmesi hayvan hakları ve çevre hakkı bakımından son derece ilerici ve gelişmiş bir madde ortaya çıkmasını sağlardı.
bu anlayış doğanın insan için var olduğu, insanın doğadaki en üstün varlık olduğu ve doğanın kendisi için değil, insan için var olması hasebiyle korunmaya değer olduğu, sırf bu nedenle korunması gerektiği anlayışını yıkma amacıyla doğmuştur. buna göre, bu anlayışın temelini “ insanlar da dahil, tüm varlıkların yeryüzündeki yaşam topluluğunun eşit düzeydeki öğeleri olduğu, insan türünün diğerlerinden üstün olmadığı” hususu oluşturmaktadır.

bir de çok uzun yıllar benimsenerek kabul gören anlayış vardır ki, bu da ben merkezli (egocentric) anlayıştır. bu anlayışa göre, insan yeryüzünde en üstün varlıktır ve bu üstün varlık istediğini yapmakta serbesttir, doğayı istediği gibi kullanabilir, bu yolda da kendisi için herhangi bir sınırlama söz konusu olamaz. bu anlayışın tamamen geçerliliğini yitirdiği ve artık kullanılabilirliğinin kalmadığı görülebilir.

günümüzde bu üç anlayıştan insan merkezli (antropocentric) anlayışın kabul gördüğü ve hukukta her alanda bu ilkenin benimsendiği görülür. buna göre, doğa ve çevre, yani insan dışı her unsur insanın yaşamını sürdürebilmesi için korunmaya değerdir, korunmalıdır. bu anlayışta her ne kadar ben merkezli (egocentric) anlayıştan farklı olarak doğa ve çevre korunmaya değer olarak kabul edilse de, bu anlayışta önemli unsur doğanın ve çevrenin insanların yararları için korunması gerektiğidir. 82. a. madde 56 ve yeni anayasa taslağı madde 129 un oluşturulmasında teme alınan anlayış insan merkezli (antropocentrik) anlayıştır.

insan merkezli (antropocentric) anlayışla ben merkezli (egocentric) anlayışın ortak yönü her iki anlayışın da insanın diğer varlıklardan üstün olduğunu, en önemli, değerli ve korunmaya değer varlığın insan olduğu görüşünü kabul etmesidir. en temel benzer yönleri bu olmakla birlikte, ayrıştıkları ve bu yönüyle de günümüz anlayışında insan merkezli görüşün esas alınmasına sebep olan farklılıkları ise şu noktada ortaya çıkmaktadır. ben merkezli (egocentric) anlayış doğayı insan için yaratılmış olarak görmekte ve de bu yönüyle insan ihtiyaçları için sınırsız olarak yararlanılabilecek kaynak olarak kabul etmekte ve de korunmaya değer bulmamaktadır. insan merkezli (antropocentric) anlayış ise, her ne kadar ilk anlayış gibi insanı üstün varlık olarak kabul etse de, tam da bu noktada insanların daha üstün olması hasebiyle rahat yaşayabilmesi, korunabilmesi, refahı ve iyi bir doğa ve çevrede yaşayabilmesi için insan dılı varlıkları ve çevreyi korunmaya değer bulmaktadır. doğanın ve çevrenin korunması gerektiği noktasında bu iki anlayışın farklılıkları ortaya çıkmaktadır. buna göre, ilk anlayış doğanın korunması gerektiğini ve korunmaya değer olduğunu kabul etmemekte, ikinci anlayış ise, doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmektedir. her ne kadar doğayı ve çevreyi sırf insanların daha iyi yaşaması ve sırf insanlar için korunmaya değer bulsa da, bu görüş de diğer üçüncü doğa merkezli görüş gibi doğanın korunması gerektiğini, korunmaya değer olduğunu kabul etmesi bakımından önemlidir.

doğa merkezli (ekocentric) anlayışın günümüzde hakim olan insan merkezli (antropocentric) anlayıştan daha ilerici ve gelişmiş bir anlayış olduğu açıkça görülmektedir. buna göre, bu anlayışla ikinci anlayışın ortak yönleri doğanın korunması gerektiği ve doğanın korunmaya değer olduğunu kabul etmesidir. bu iki anlayışın farklı noktaları ise, insan merkezli anlayışın doğayı insan için korunmaya değer gördüğü, doğa merkezli (ekocentric) anlayışın ise doğayı insan ve onun gereksinimlerinin karşılanması bakımından değil, başlı başına korunmaya değer olduğu için korunması gerektiği hususudur. bu anlayışa göre, insan diğer canlılardan üstün değildir, insan ve diğer canlılar yaratılış bakımından eşittir ve eşit oldukları için de, nasıl ki, insan başka canlılara yararlı olup olmadığı bakımından değerlendirilmemekte ve bu yönüyle korunmamakta ise, aynı şekilde, insan dışı diğer canlılar da insan için yararlı olup olmadıklarına göre değerlendirilerek korunmamalı bu hususlara bakılmaksızın, sırf var oldukları, başlı başına bir değer oldukları için korunmalıdırlar. bu noktada yine hayvan koruma açısından hem hayvan koruma kanunun adının incelenmesi ile hem de diğer her türlü hayvan koruma konusundaki hukuki düzenlemelere dikkat edildiğinde insan merkezli (antropocentric) anlayışın hakim görüş olması hasebiyle hayvanlar insanlar için korunmaya değer görülen canlılar olarak kabul edildiği için “hayvan haklarından” değil, “hayvan koruma” ifadesinden söz edildiği görülür. yine hem a. madde 56, hem de yeni anayasa taslağı 129. maddede hakim anlayış ikinci – insan merkezli anlayış olarak kabul edildiği için hayvan hakları terimi değil, hayvan koruma terimi kullanılmak suretiyle hayvanların tıpkı insanlar gibi hakları olan varlıklar değil, ancak korunması gereken varlıklar olarak değerlendirildiği, bu hususun vurgulandığı görülmektedir. oysa ki üçüncü anlayışın – doğa merkezli (ekocentric) anlayışın hakim olacağı her hangi bir hukuki düzenlemede hayvanlar ve insanlar yaradılışsal bakımdan eşit varlıklar olarak kabul edileceği için, hayvanlar, doğa ve çevre insan için oluşturulmuş varlıklar olmadığı görüşü hakim olacağı için, nasıl ki, insan korumadan değil, insan haklarından söz ediliyorsa, aynı şekilde, hayvan korumadan değil, hayvan haklarından söz edilecek ve de her türlü hukuki düzenlemede hayvan koruma tabiri kaldırılarak, hayvan hakları tabiri kullanılacaktır. bu noktada hayvan hakları tabirinin hayvan koruma tabirinden son derece farklı ve çok daha kapsamlı olduğu görülmektedir. buna göre, hayvan hakları ile kastedilen hayvanların başlı başına değerli ve bu yönleriyle aynı insanlar gibi hakları olduğu hususları kabul edilecektir. bu noktada yapılması gereken ise, öncelikle hayvan koruma kanununun adının değiştirilerek hayvan hakları kanunu olarak yeniden düzenlenmesi, yeni anayasa taslağının 129. maddesinde ise yer alması durumunda hayvan koruma değil de, hayvan hakları tabirinin kullanılması bu bakımdan amaca ve söz konusu bu anlayışa uygun olacaktır.

insan merkezli (antrpocentric) anlayışla hazırlanan yeni anayasa taslağının 129. maddesi (ilk hali) her ne kadar doğa merkezli (ekocentric) anlayışla değil, bu anlayışla hazırlansa da yine de hayvan hakları bakımından bu haliyle yasalaşması durumunda bile çok büyük gelişmeler getirmektedir. söz konusu bu taslağın 129. maddesinin ilk halinde “hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması” ifadesi geçmektedir. böylece yukarıda da değinildiği üzere ilk kez “hayvan koruma” konusu anayasa çapında düzenlenmektedir ve bu yönüyle de hayvan hakları ile ilgili her türlü hukuki düzenlemelerin, hayvan hakları mevzuatının tam olarak uygulanabilirliğini sağlayacağı, bu düzenlemelere aykırı davranışların yaptırımını ağırlaştıracağı açıkça görülmektedir. buna göre, ilk kez hayvan koruma tabiri anayasa’da yer alarak, hayvan hakları konusunda büyük gelişmeler yaşanmakta ve de ilk kez hayvan hakları hususunda anayasal güvence sağlanmak suretiyle çok önemli bir aşama kat etmektedir.

yeni anayasa taslağının resmi olmasa bile, yazılı ve görsel basında yer alan ilk tam metninde 129. madde yukarıda da belirtildiği gibi, “hayvan koruma” tabirini de içermekte olduğu görülmüştü. kamuoyunda daha sonraki tam metinlerde ise söz konusu bu maddenin “hayvan koruma” tabirini içermediği büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle takip edildi.


hayvan haklarının anayasa'da yer alması - 3.

hayvan haklarının anayasal güvenceye kavuşturularak, teminat altına alınması bakımından son derece elzemdir. buna göre, değişen hükümetlere göre değişken bir hayvanları koruma kanununun söz konusu olmaması için yeni anayasa'da "hayvanları koruma" ifadesine yer verilmesi son derece önemlidir.

prof. dr. ergun özbudun başkanlığındaki komisyonun 2007 tarihli anayasa taslağında bu ifadeye bu şekilde yaklaşılmıştı. açıklanan taslağın ilk halinde bu ifadeye yer verilmiş, açıklanan 2. halinde ise bu terimin taslaktan kaldırıldığı görülmüştü.
yeni anayasa taslaği ve hayvan haklari
prof. dr. ergun özbudun başkanlığındaki anayasa komisyonunun hazırladığı anayasa taslağının 129. maddesinin “hayvan koruma” terimini de içereceği ve böylece türk hukuk tarihinde ilk defa hayvan koruma konusunun anayasa’da yer alacağı, bu şekilde de hayvan koruma hususunun ilk kez anayasal güvenceye kavuşturulacağı kamuoyuna açıklanmıştı.
ilk açıklamalara göre ve taslağın bir bölümünün yayınlanması ile yeni anayasa taslağının 129. maddesinin ilk hali bu şekildeydi:
yeni anayasa taslaği 129. madde (ilk hali)
“devlet, herkesin insani gelişimini mümkün kılan çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. hayvanların ve çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevrenin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile uyumlu olarak herkesin ve devletin görevidir”.
bu maddenin içeriği çevre hakkı ve hayvan hakları bakımından, görüldüğü üzere 82 anayasa’sı ile mukayese edildiğinde çok daha ilerici ve geniş kapsamlıdır. bu yönüyle de özellikle çevreciler ve hayvan severlerin son derece haklı takdirini kazanmıştı.
82 anayasa’si 56. madde:
“herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir”.

not: bu entry hayvan haklarına yönelik avukatlık staj bitim çalışmamdan alıntıdır. tüm hakları tarafıma aittir. tam kaynak (ekşisözlük, nick ve tarih) belirtilmeden alıntılanamaz, başka bir yerde yayınlanamaz.
sözlüğe bu çalışmadan ilgili bu kısımları eklenme nedeni, hem toplumda hayvan haklarının anayasa'da yer almasının önemi hususunda bilinç uyandırmak, hem de ekşisözlüğün toplumun hemen hemen her kesiminde önemsenen, referans alınan, bilgi edinme amaçlı başvuru kaynağı olması hasebiyle, anayasa taslağını hazırlayanların ekşisözlüğü bu hususta inceleyebileceklerini öngörerek dikkatlerine bu önemli konuyu sunmaktır.


hayvan haklarının anayasa'da yer alması - 2.

yeni anayasa taslağının dün itibariyle yazılmaya başlandığı bu günlerde tüm hayvan hakları savunucuları, hayvanseverler ve hayvan haklarına duyarlı insanların destek vererek yeni anayasa'da yer alması için çaba göstermesi gereken temel yaşam hakları.
hayvan koruma konusunun anayasa’da yer almasina dair görüşler

hayvan koruma konusunun anayasa’da yer almasına dair iki türlü görüş bulunmaktadır.

hayvan koruma konusunun anayasa’da açık olarak yer almasına karşı olan görüş ilk ve geleneksel görüştür. bu görüşün savunucuları, bu konunun anayasa’da yer almasına gerek olmadığını, bu konunun kanun olarak düzenlenmek suretiyle güvenceye bağlanabileceğini ve ayrıca anayasal güvenceye bağlanması hususunun gereksiz olduğunu benimsemişlerdir.

ikinci ve karşıt görüş hayvan koruma konusunun mutlaka anayasa’da düzenlenerek anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiği şeklindedir. bu görüşün savunucularına göre, her ne kadar hayvan koruma konusuna yönelik, hayvanların korunması amacıyla kanun ve yönetmelikler çıkarılsa da, uygulamada hayvan hakları mevzuatı yetersiz kalmakta ve müeyyideleri bakımından eksik oldukları görülmektedir. bu kanun ve yönetmeliklerin, genel olarak hayvan hakları mevzuatının tam olarak uygulanabilmesi, uygulanabilirliğinin artması ve yaptırımlarının ağırlaştırılabilmesi, özetle söz konusu bu mevzuatın hayvan korumada ve genel olarak hayvan haklarının gerçekleştirilmesi amacına uygun olarak hizmet edebilmesi, bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için anayasal güvence şarttır. hayvan koruma konusunun anayasa’da yer alması ile hayvan korumada ve hayvan haklarında çok büyük bir adım atılacağı ve hayvanların da insanlar gibi anayasal güvencelerinin olacağı belirtilmektedir.

hayvan koruma konusunu anayasa’sında düzenleyerek hayvanları anayasal güvenceye kavuşturan ülkelere baktığımızda bazen bu konunun açık olarak, başlı başına bir madde gibi, bazen de çevre hakkı veya çevre ödevi başlığı altında düzenlendiğini görürüz.

anayasa’sında hayvan koruma ve çevre hakkına yer veren ülkelerde bile anayasa’da ilgili maddede hayvan koruma teriminin tam olarak geçmediğini, daha çok “çevre hakkı” deyimi kullanılmak suretiyle düzenleme yoluna gidildiği gözlemlenmektedir. anayasa’sında dolaylı olarak da olsa hayvan koruma konusunu düzenleyen ülkelerin neden açık ve net olarak “hayvan koruma” tabirini kullanmaktan kaçınarak bunun yerine “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapması gerçeği göz ardı edilemez. bu ülkelerin anayasa’larında “çevre hakkı” başlığı altında düzenleme yapmasının nedeni çevre kelimesini doğayı ve dolayısıyla doğada bulunan canlıları kapsadığı şeklinde açıklanabilir. buna göre, çevre kelimesi zaten içinde hayvanları da barındırdığı için hayvan koruma konusunun anayasa’da ayrı bir madde olarak veya çevre hakkı başlığı içinde bir deyim olarak geçirilmesine gerek yoktur ve çevre hakkı ve koruması deyimi kullanılmak suretiyle zaten hayvan koruma hususu da düzenlenmekte ve böylece hayvan koruma ve hayvan hakları da anayasal güvenceye kavuşturulmuş olmaktadır.

anayasa’sında çevrenin korunmasına yönelik düzenleme yapan ülkelere ispanya, portekiz, bulgaristan, macaristan, brezilya, peru, abd’nin bazı eyaletleri (illinois, pennsylvania, massachussetts, rhode island, texas) örnek olarak verilebilir. bu ülke anayasa’larının ortak özelliği çevre hakkı ve çevre korunması terimlerine açıkça yer vermiş olmalardır. buna göre, söz konusu bu anayasa’larda “herkes çevre hakkına sahiptir” veya “çevre korunması” gibi tabirler doğrudan kullanılmak suretiyle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

anayasa’sında çevre koruma veya çevre hakkı tabirlerini kullanmadan, diğer anayasal düzenlemelerin tam tersine doğrudan ve açık olarak değil, bilakis üstü kapalı ve dolaylı olarak çevre hakkını düzenleyerek anayasal güvence sağlayan ülkelere örnek olarak en başta türkiye’yi gösterebiliriz. t.c. anayasa’sında yer alan çevre hakkı düzenlemesi prof. dr. nükhet turgut’un ifadesiyle “ çevre hakkı var olan klasik haklarla bağlantı kurarak formüle etme” yolu ile gerçekleştirilmiştir. bu konunun yer aldığı bölüm “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” başlıklı üçüncü kısım a. madde 56.dır.

a. madde 56: herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir”.

görüldüğü gibi söz konusu bu maddede hayvan koruma ve hayvan hakları ayrı bir sözcük olarak yazılmamış, hatta çevre hakkı terimi bile geçmemiştir. yalnızca dolaylı olarak “yaşam hakkı” ile bağlantı kurmak suretiyle çevre korumadan ve dolayısıyla da çevrenin çok önemli bir parçasını oluşturan çevre hakkından söz edilmiştir. bu şekilde anayasa’da dolaylı da olsa düzenlenerek çevre hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. çevre korunması hususuna değinilmiş olduğunu ve bu madde ile çevre hakkının düzenlenmiş olduğunu maddede ifade edilen “sağlıklı ve dengeli yaşama hakkı” tümcesinden anlamak mümkündür. buna göre, her insan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahiptir. bu da ancak çevrenin dolayısıyla doğa ve hayvanların korunması, ekolojik dengenin bozulmaması için önlemler alınması, var olan ekolojik dengenin muhafaza edilmesi, ekolojik zincirin kopmamasına dikkat edilmesi (hayvanların, bitkilerin korunması, nesli tükenmek üzere olan hayvanların ciddi şekilde koruma altına alınması) aksi yönde davranışların yaptırıma bağlanması, çevre kirliliğinin azaltılması yollarıyla mümkündür. bu maddenin geleneksel görüşü – doğanın insanlar için var olduğu ve ancak insanların yaşam hakkını temin etmek için korunması gerektiği – insan merkezli (antropocentric) anlayışın ürünü olduğu görülmektedir. bu maddenin düzenlenmesinde temel unsur doğanın insanların refahı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşaması gerektiği için doğanın – çevrenin korunması gerektiğidir. buna göre, doğa insanlar için var olduğundan, başlı başına korunmaya değer bir sebep oluşturmamaktadır. ancak, insanların yaşamını ve refahını tehdit ederse koruma altına alınması gerekir şeklinde açıklanabilecek olan bu anlayışın doğayı başlı başına var olduğu, insan için değil kendisi için var olduğu sebebiyle korumanın gerektiği anlayışına son derece zıt olduğu açıkça görülmektedir. halbuki doğa, çevre başlı başına korunmaya değer olgulardır, hayvanlar insanların kullanımı için yaratılmamıştır. bu nedenle de hayvanlar sırf kendileri için korunmaya layık varlıklardır. nitekim hayvanların kendi varlıklarının bilincinde oldukları, ölmek istemedikleri, ölürken acı çektikleri, insanlarda var olan hemen -hemen her duyguya (haz, mutluluk, sevinç, duygusallık, sevgi gibi) sahip oldukları gerçeği göz önüne alınırsa bu geleneksel insan merkezli anlayışın ışığında hazırlanmış olan söz konusu bu maddenin hayvan koruma amacına hizmet etmediği gerekçesi ile, değiştirilerek hayvanları sırf var oldukları ve değerli oldukları için korunması gerektiği anlayışının – doğa merkezli – ekosantrik anlayışın hakim olduğu bir düzenleme getirilerek hayvanlar, doğa ve çevrenin tam olarak korunmasının sağlanması mümkün olacaktır.